11 Ocak 2010 Pazartesi

çukur

bahar gibi görünen ama kış gibi üşüten havada elis çok güzel görünüyordu ama michelle söyleyemedi bunu ona.ah aptal michelle! pek de bakamadılar birbirlerine yine ama keyiflilerdi.elis yanında fırından yeni çıkmış ayçöreği ve babannesinin çiftlikte yaptığı peynirden getirmişti ama michelle yine sinir bozucu şekilde yemedi birşey.biraz gelecekten konuşup sonra biraz da gelecek hakkında konuşmamaktan bahsettiler ve elis yine o michelle'in girmeye korktuğu çukurlardan birine girip gözden kayboldu.bu iki çukur onun evine gitmesine rağmen michelle hiç sevmiyordu bunları çünkü o gidince çukurun başında üzüntülü bir adam oluyordu.yine üzgündü ve nereye gideceğini bilmiyordu,kalabalığa gitti.

neş-elis-in bugün

o ve ben buradan giderken ve dönüşümüzü düşünmezken,kırdığımız ve kırıldığımız kalpleri geride bırakmaktan çekinmeyeceğiz.o ve ben buradan ancak ayrı ayrı gidersek bıraktığımız birer kalp için üzüleceğiz.ama bunları düşünemeyecek kadar neşeli bir gün.yağmura,yorgunluğa ve karşılıksızlığa rağmen neşeli bir gün.

rağmen diye bir süper kahraman olmaz değil mi?