1 Mart 2010 Pazartesi

mart

uyandım ve değişen birşey yoktu.yine inşaat sesleri,yine mutsuz haberler,üzücü yazılar ve güneş biraz olsun yüzünü gösterdi diye mutlu olan insanlar.şubattan daha uzun bu ay.kedi de olmadığıma göre pek bir özelliği yok.hayatım gibi

dağ

              'içeri gir' dedi yanında uyuz bir köpek olan sakallı adam.gir dediği yer bir dağa gizlenmiş bir odaydı ve kapıyı nasıl açtığını bile anlamamıştım.içerisi çok karanlıktı ayrıca ve reddettim tabi ki.korkmamıştım ondan fakat karşılaştığımız andan itibaren başım ağırmaya başlamıştı hayatımda ilk kez.zorlanıyordum.

              sen çiçek katili değil misin?dedi

             ürperdim.nasıl bilebilirdi ki?ben bile ne olduğunu tam olarak anlamamıştım.baş ağrım artmaya başladı.yıllardır kaçaktım ve blöfü öğrenmiştim.

            uyduruyorsun be adam.ben çiçek bile sevmem dedim

            çiçeği kopardıktan sonra sana doğru gelen sürünün çobanıydım ben dedi.kulaklarım keskindir,duydum konuştuklarınızı,sonra seni takip ettim.onu yaşatmak için yaptıklarını gördüm ve çok eğlendim.

           yumruğumu sıktım.söyledikleri değildi beni tahrik eden sadece çiçekle diyaloğum hayatımın en masum şeyiydi ve mahrem hissediyordum.kızdığımı anladı ve devam etti;

           yeryüzünde bu konuda artık yapacak birşeyin kalmadı.bu dağın içine girmelisin ve orada yaşamalısın artık çünkü adalet bunu istiyor,en önemlisi çiçek de bunu isterdi.

           çiçeği bulup sormak istedim ama nefretinden korktum.dağın eteğine oturdum ve bir şarkı söyledim.esen hafif rüzgarla ve çiçekle ilgili bir şarkı.