30 Eylül 2011 Cuma

masalın devamı


hiç prens olmayan kurbağa ve prenses gülerek yürüyorlardı. el ele olmadıklarından bazen araya bir dağ giriyor, o dağın iki yamacında yürürken birbirlerini göremiyor, fakat sonra tekrar buluşup gülüyorlardı. ayrı kaldıklarında hep kedileri ve köpekleri seviyorlardı, her ikisinin de sevdikleri olduklarından.
yürüdüler, yürüdüler ve hiç dağ olmayan bir yere geldiler. çöl de değildi burası ama tam ortasından büyük bir nehir geçiyordu. kurbağa prensese 'ne zaman?' diye sordu. 'bilmem' dedi prenses. köpekler havladı, prenses onlara doğru koştu.
kurbağa bir daha öpüldüğünde prens olacağını düşündü ve yavaşça yürüdü. köpek yine havladı...

22 Eylül 2011 Perşembe

dün çok yağmur yağdı

tanrıyla bile ondan daha kolay konuşabildiğimi söyledim ona. güldü, ağzı kıvrıldı. öptüm ama başından. başından beri öpmek istediğimi anlasın diye. anladı.

17 Eylül 2011 Cumartesi

uyuyan dev


aslında dev falan değildi. tavşanların, karıncaların ve arıların hepsinden büyüktü ve küçük olduğu şeyleri düşünmüyordu. yumruğu kadar olduğu söylenmişti küçükken, birkaç hafta önce de o hatırlatmıştı bu orantıyı. sadece o'ndan küçüktü şu an.
uyanmıştı işte ve uyumadan önce çok büyüktü, o zaman dev diyebilirim diye düşünmüştü uyurken hiç yokmuş gibi yaptığını gözardı ederek. bunu insani bulup kendini avuttu. insanların mutasyonla kullanmadığı organlarının köreldiğini biliyordu ve o yüzden uyutmuştu kalbini. aklı vardı hep kullanması gereken, bağnzalaşmaya çalışmıştı ve eğlenmişti içki içmesini beceremeyen bir köylü gibi. hadsizdi.
dün avuçlarının arasında küçük bir balık o kadar çırpınmıştı ki, göğsüne koydu onu. su yoktu ki olsa da kaybetmemek için suya bırakmak istemiyordu. göğsüne o kadar bastırdı ki, unuttuğu, uyuttuğu şey çalıştı balığın çırpınışından.
suda kalp atışı duyulur mu acaba?