29 Haziran 2010 Salı

hırsız burus

ilk kez mi bir fahişeyle yatıyorsun?dedi

sen fahişe misin?diye şaşırarak sordum

bana öyle hissettirdin dedi.düşündüm haklıydı.adı bile aklıma üçüncü denemede gelmişti oysa bir haftadır tanışıyorduk.

kafam karışık biraz demek istedim ama sonra bir amerikan filmine çevirmeyeyim diyaloğu diye vazgeçtim.özür de dilemedim.sustum

fahişe gibi hisseden bir kadına göre fazla sakindi.paranoya yapmamak için vücut duruşuna baktım ama rahattı.bir an onun hayal olduğunu düşündüm.

sigara içmemen çok sıkıcı

diyince irkildim.

ibonun evde bıraktığı paket geldi aklıma.kalkıp alırken iç çamaşırı giyme ihtiyacı duydum.kadına karşı dikkatli davranma içgüdüsüyle dolmuştum.sanki sürekli beni izliyordu oysa kadının umrunda değildim .erkek salaklığıyla çaktırmamaya çalıştığını düşünüp egomu indirmedim.yürürken bana bakıyor muydu?

sigarayı uzattım.ateş bulamayınca başka bir kadın için biriktirdiğim renkli kibritlerden birine uzandı.itiraz etmek istedim ama o kibritlerin sonsuza kadar bende kalacağına dair bir bakış attı bana.ya da ben öyle gördüm.yaktı.


sabah bacağa giren o iğrenç kramplardan biriyle uyandım.gitmişti.aslında hiç gelmemiş gibiydi.sadece küçük bir not bırakmıştı.



bedelini ödeyemeyeceksen satın almaya çalışma

çalmayı dene...



26 Haziran 2010 Cumartesi

kupa


daha öylesine olsun diye ısınmadan daldım sahaya.rakip kimdi,benim takımımda kim vardı düşünmedim bile. bana at! diye bağırıp duruyordum mahallenin göt çocuğu gibi.dayanamadılar bağrışıma ve attılar topu önüme doğru.koşuyordum sadece 


ıskalamıştım.birden gökyüzü yemyeşil oldu.aslında o gördüğümün çimenler olduğunu anladığımda gülümsedim ve gökyüzüne düşmeyi bekledim.kafa üstü düşmek istiyordum ki iyice canım yansın.yansın ki bir daha oynamayayım.sol omzumun üzerine düştüm ve köprücük kemiğimin kırıldığını duydum.hissetmedim

ıskaladığımda lifim de atmıştı ve onu da hissetmemiştim.hastanede yatmak istemedim çünkü hastalık içimdeydi vücudumda değil.bir daha oynamayacaktım.oyuna olan aşkım vücuduma olanın önüne geçmeyecekti.


o çok istediğim kupaya bir kez daha baktım.başka birinin elinde yükseliyordu.yorulmuş,yaşlanmış ve kıyaslanmıştım

bir daha oynayamayacaktım.

24 Haziran 2010 Perşembe

ucu görmek

elimde kaynak makinasıyla şuursuzca giriştim bizi bağladığını düşündüğüm zincire.görebildiğim,ulaşabildiğim kadarını tamir edecektim.sıcaktı ve üşüyordum

bu kadar mı küçük beyinlisin?

dedi ama sorudan çok cevabını bildiğimiz bir edayla sormuştu.başımı önüme eğdim


zincirin ucu onda değildi.görmek istemiyordum sadece..

21 Haziran 2010 Pazartesi

du var


boy boy afişlerini görmemek için hepsini yırtmak mı duvarları bile yıkmak mı lazım diye düşünürken uyuyakalmışım.uyandığımda yanımda yoktun tıpkı uyumadan önce olduğu gibi.ve hiç kimse gurur duymadı bugün benimle kalbim kırık diye.

19 Haziran 2010 Cumartesi

çerçi

aslında tam bir çerçi sayılmazdı

boynuna astığı küçük camekanlı bir kutusu vardı.normalde diğer çerçilerin eşşekleri olduğu için köyün çocukları ona yayan çerçi diye isim takmışlardı.çocukların en sevdiği ama aynı zamanda en çok dalga geçtikleri adamdı o.kimse adını da bilmiyordu,soranlara her defasında ayrı bir isim söylediğinden artık kimse ilgilenmiyordu bu durumla.köyün hemen dışındaki evine giden de olmamıştı.

yine düşe kalka yürüyordu.aşık olduğu kadın yıllar önce ona mutluluğun çok yakınında olduğunu ama göremediğini söylemişti.çerçi düz mantıklıydı ve doktora gidip yakını göremediğini söylemiş,doktor da ona bir okuma gözlüğü vermişti.yıllardır o gözlüğü takıyordu ve gözleri bozulmuştu tabi.haftada bir kasabaya gidip mal alacağı zaman köyden insanlar yardım ediyorlardı.köyde ise her yeri adım hesabı ezberlediği için zorlanmazdı.dükkanı karnına yapışık bir camekandı ve ne kadar zor olabilirdi ki?

bir gün çerçiyi bir incir ağacının yanında ölü buldular.gözlükleri yoktu ve camekanı da kırıktı.yanında da bir not vardı:


gözlüğü aramayın,bir işe yaradığı yok.


18 Haziran 2010 Cuma

gez göz tafracık


görmedin de duymadın da tabi ki

klas biri olmanın tüm ağırlığı göğsüme tünemişken ses çıkaramıyorum tutmayan kehanetler diyarında.yasak savıp o aptal tuşlara basıp ulaşmak ve bağırmak istiyorum ne söyleyeceğini dinlemeden.o zaman anlıyorum ki beni durduran yasak olması değil taksinin dikiz aynasında gördüğüm o gözler.senin gözlerin.

16 Haziran 2010 Çarşamba

duyuyor musun?


evet belki bu bir ses frekansı değil ama...


olanlar olmayanları dövemedi yine.dağ başında küçük bir televizyonla yakalanan küçük bir görüntü,yapılacaklar listemin ilk üçünü bozsa da aslında listenin canı cehenneme.hava bozdu ve görüntü gitti.görüntüdeki sen miydin,senin resmin,başkasının sesi,bir başkasının kalbi miydi anlamadım.anlamamak konu sen olduğunda geçici olmayan bir felce dönüşürken ben çok eskiden tanıdığım ve hala resmine aşık olduğum bir kızın gerçekte çok az tuttuğum elini tutmuş koşuyordum.ta ki dünyanın yuvarlaklığı bizi gizleyene kadar.


görüyor musun?

14 Haziran 2010 Pazartesi

seni bile


gün batana kadar çıkmayı düşünmüyordum ağacın altından.sıcaktan bunalmıştım ama göğsümdeki yara yüzünden üzerimi çıkaramıyordum.aslında görüş alanımda uçan bir kuş,bir böcek bile yoktu ama o yarayı göstermemek bende bir görev olmuştu.terlemek büyük bir sorun değildi.

hava serinleyince yürümeye başladım.aslında köye daha hızlı ulaşabileceğim bir patika vardı ama oradan gittiğimde mutlu oluyordum ve şimdi mutlu olmak istemiyordum.dereyi takip edip kuş sesleriyle yürümektense bozkırda tabanlarımı şişirmeliydim.bunu neden istediğimi düşündüm ama hemen vazgeçtim.düşündüğüm hiç bir şey bana kazandırmamıştı şimdiye kadar.düşünmedim -seni bile-


kendimi kandırmaktan vazgeçtim.beyoğlunda yürüyordum,kalabalıktı ve her şeyi düşünüyordum.tek ortak nokta düşünmenin bana bir şey kazandırmadığıydı

-seni bile-

11 Haziran 2010 Cuma

gönül dönmesi


o zaman dönelim hep atlı karıncanın tek sahipleri olarak ve acı acı gülelim birbirimizi gördüğümüzde.mekanizmayı durdurabilecek tek adam düştüğü foseptikten kurtarılmayı beklerken bulanan midelerimizle bekleyelim.ve fark edelim ki yalnızız atlı karıncada.


sadece o kadar hızlı dönüyor ki karşıda beliren kendi suretimizi görüyoruz.

yanılıyoruz

9 Haziran 2010 Çarşamba

örf


daha isim koymak adeti yokken bu topraklarda bir adet vardı ki bilgeler karşı çıksa da rağbet görüyordu.

ölülerin bedenine gömmeden önce yazılar yazılıyordu.daha çok neden öldüğüne dair.genelde de öldüren yazardı bu yazıları ve ceza diye bir şey de olmadığından yazılar genelde ölüyü suçlayıcı olurdu.bunun mantığı da ölülerin değil kalanların hissedebilmesiydi olan ve biteni.toplum rahat olmak istiyor ve huzursuzluk istemiyordu.ölüler huzursuz olmazdı ki.

o gün ölen kabile üyesinin üzerine yazılan yazı bedeninden çok büyüktü

sığmadı

8 Haziran 2010 Salı

üç

jake ile nasıl tanıştığımızı pek hatırlamıyorum.evlerimiz birbirine çok uzaktı fakat tanıştıktan sonra ortak noktamız hemen ortaya çıkmıştı:bowling
her gün oynuyorduk.ülkede başka bowling oynamayı bilen yoktu.sayılar da olmadığından galip diye bir şey de yoktu ve hep berabere bitiyordu maçlar.bu sayede herkes birbini severdi ülkede.en çok da jake ve ben.atık tüm günümüz bowlingle geçiyordu
bir gün bir oyun sırasında jake evlenmeye karar verdiğini söyledi.çok alelade söylemişti ve şaşırmamıştım sadece bunun oyun trafiğimizi etkileyeceğini düşünmüş ve üzülmüştüm.güzel bir kadınla evlenmişti jake ve tahmin ettiğim gibi daha az oynuyorduk.ama bowling oynamak daha iyi geliyor bana derdi.
fakat karısı böyle düşünmüyordu ve bilirsiniz ilişki krallıkları bile devirebilen birşeydir.artık huysuzluk yapıyordu ve jake de kadına hak vemeye başlamıştı.jake arada gizlice kaçıyor ve kadının uykusunun ağırlığından fadalanıyordu fakat artık çok da zevk almıyordu oyundan.bazen jake in evine gidip ışıkları yanıyor mu diye bakıyordum,birkaç kişiye bowling oynamayı öğetmeyi düşündüm ama vazgeçtim.o oyun jake ile güzeldi
sonra bir gün jake bana geldi.elinde bowling topu yoktu.karısının salona gidip bizim gizlice onadığımızı öğendiğinden bahsetti ve bundan o kadar alelade bir şey gibi bahsetti ki kırıldım.karısına dönmesini söyledim kırgınlığımı kızgınlık gibi giydirerek.

o gün eve dönerken yolda hiç fark etmediğim huzurevini gödüm ve orada öleceğimi anladım.jake güzel karısıyla yaşlanacaktı muhtemelen.eve döndüm ve bowling topumu alıp bir saksının üzerine koydum.üç deliğine de birer çiçek koydum,yanıma alıp tv yi açtım.ülkede sayıların serbest bırakıldığı bahsediliyordu haberlerde.

en çok da üçün...

6 Haziran 2010 Pazar

ay


aya aşık olmuştum


tabi ki herkes vazgeçirmeye çalıştı.ne kadar ışıltılı ve ulaşılmaz olduğunu anlatmaya çalıştılar.yolunda ölebileceğimden salak olduğuma kadar bir çok yorum yapıldı ve hep sustum.çünkü iyi geliyordu bana ve güneşten bile soğutmuştu ışığını ondan aldığını bilmeme rağmen.

gidecektim.kararlılığım beni hatta onu korkutmuştu.gördüğüm aydınlık kısmından çok karanlık yüzünü anlatmaya çalışıyordu bana ama ben o tarafını hiç görmeyeceğimi söylüyor ve o zaman bunun mutsuzluğuma sebep olmasını anlamsız buluyordum.ışığı davetkardı ve yine de gidecektim.gittim de..


karanlık yüzünde gördüklerimi anlatmayacağım size çünkü benim gördüklerim sizin algınızla birleştiğinde o ve benim aramızda pek özel bir şey kalmayacak ki aramızdakiler zaten azıcıkken onun deyimiyle.sadece size şu anı anlatabilirim


dönüyorum.dünyam eski dünyam olmadığı gibi rotam da aynı değil.ayın etrafından dolaşıyorum dünyaya dönmek için hem de el bile sallayamayacağım kadar uzağından.yakıtım yetmeyebilir ama buna mecburum.

siz sadece aydınlık yüzünü gördüğünüz için sevmelisiniz onu,ben karanlık yüzünü gördükten sonra bile seviyorsam


değil mi?

5 Haziran 2010 Cumartesi

emily

farkında bile değildim.o uzun mektup sürecinde belki bir iki satırda adı geçmişti ve bir kere de mektuplar onun adresinden ulaşmıştı bana.
benim için vazgeçilmez olanın vazgeçilmezi olduğunu gardım çok düşükken öğrenmiştim.belki de vazgeçer gibi yapmamın en büyük etkenlerinden biridir o hiç duymadığım sesin mazlum hali.


şimdi hiç duymadığım sesin sahibi ikinci kez rüyamdaydı.tasvir yanlıştı belki ama ondan vazgeçemeyecek olanın yakınlığını hissettirdi bana,benim de neden vazgeçemediğimi anlattı bir kez daha.

ülkede hala sayılar yoktu ve hislerini saklamak yasaktı.biliyorduk ki çekilecek bir acı varsa onu çekmemek ruhlarımızı küçültecekti ve hiç tanımadığımız birini rüyamızda görebiliyorsak o aşkın bir yakınıydı.belki de en yakını..

4 Haziran 2010 Cuma

5n 1k

kim? diye sormadığımdan bu hakkımı neden? lerle kullandım bir süre.nerede? olduğunu bildiğimden çok acı verse de nerede? olmadığını bildim hep.
ne zaman? olduğunu düşünemeden geçti zaman hep demek ki sen ve ben savrulmuşuz aynı toprağa değerken ayrı ayrı baz istasyonlarına fark etmeden.

ve elimde nasıl? bu kadar çok nasıl? kaldığını anlamaya çalışırken o istasyonlar hep başka başka kulaklara iletiyor başka başka insanların sesini.

ne? dediğini duyar gibi olup duyamıyorum..

3 Haziran 2010 Perşembe


hala bir atım var en azından.ondan vazgeçemedim senden vazgeçemediğim gibi.seninle ilgili hayallerimin başıydı o at çünkü.şimdi hayallerim yok o çok eskiden sorduğun 'bu umut değil mi peki' şeklinde kafanda beliren isimsiz duygu da.

ne değişti dersen önceden atın üzerinde sana koşuyordum,şimdiyse üzerinde hayallerim yüklü atla beraber yürüyoruz


kafamızı kaldırmadan.

2 Haziran 2010 Çarşamba

açık yaralar

hikaye değil destanken yazmam gereken,sen kısa olsun dedin tabletlerin,büyük olmasın kahramanların,yakın da olmasın bize ki göçüp gittiğimizde ya yanımızda götürebilelim,ya da bırakıp gittiğimizde varlığımız eskimesin.ben biliyordum ki birisi gitme ihtimalinden bahsediyorsa olasılık en az yüzde ellibirdir -ve aslında sayısallığın tanrı cezasını versin-gitmeme ihtimali bir kanserin iyileşmesi kadar azdır.

şimdi beni görmüyorsan bu gözlerini kapattığından değil,açık yaralarımın tiksindirici varlığındandır.
yaralarımı görmeden bilmen de arada aynaya bakmandan...

1 Haziran 2010 Salı

y&g


yanlışı öptüm.güzeldi her yanlış gibi ve o beni öpmedi belki doğru olurum yanlışlıkla diye.

yanlış ve güzeldi.
evet