24 Ocak 2012 Salı
23 Ocak 2012 Pazartesi
Işık
Karanlıkta da çillerini görebildiğimi söylediğimde şaşırmıştı. Oysa yönümü buluyordum ben Hansel ve Gretel gibi o noktalarla. Ama şeker ev, içinde cadı olmamasına rağmen yasak artık bana.
Şimdi daha da karanlık. Yolumu daha önce de kaybetmiştim ama çilleri kaybetmek fırına atılıp pişirilmekten beter.
Şimdi daha da karanlık. Yolumu daha önce de kaybetmiştim ama çilleri kaybetmek fırına atılıp pişirilmekten beter.
22 Ocak 2012 Pazar
Bugün
O kadar özledim ki seni, yazamadım buralara veya sana. Sana yazdığım her şey, sabahları bir devedikeni gibi ruhuna batıyormuş gibi hassas ve tedirginim. Sabahın altısı saat ve ben mantıklı cümleler kurmaya çalışıyorum. Oysa mantık çok belli
21 Ocak 2012 Cumartesi
20 Ocak 2012 Cuma
if
Lodos veya herhangi bir rüzgar narin bedenini uçurup bana getirmeyecekse, yürüdüğün yollar kıvrımlanıp çaktırmadan benim yoluma bağlamayacaksa ayaklarını, çakan bir şimşeğin ışığında hala iki damla gözyaşı görüyorsam ben ve öptüğüm güzel kokulu boynun bana doğru çevirmiyorsa üzerindeki küçük başı,
Tabiat ana o şimşekleri, rüzgarları doğuracağına taş doğursaymış keşke.
Taş..
Tabiat ana o şimşekleri, rüzgarları doğuracağına taş doğursaymış keşke.
Taş..
19 Ocak 2012 Perşembe
Uçak
18 Ocak 2012 Çarşamba
Sebebini hiç bilmiyorum
Dudağımın neden yarıldığının, en son bıraktığımda ağlıyor olduğun halde neden hep gülerkenki halinin gözümün önünde olduğunun, bir haftadır ellerime krem sürmeyişimin, Şeytan'ı her gezmeye çıkardığımda o sokaktan aşağı doğru inişinin, en arkadaki dişimin durup dururken kırılışının, gidişinin, gidişatımın, sızının, yazın bile bere takacakmışım gibi gelmesinin ve bunları okuma dediğim halde niye yazdığımın..
17 Ocak 2012 Salı
Kumar
15 Ocak 2012 Pazar
3K
14 Ocak 2012 Cumartesi
küçük mektup
Birkaç gecedir sabahlara kadar dışardayım. Bir sürü insanla bir şeyler konuşuyor, sabah hepsini unutuyorum. Çok iyi dostmuşuzculuk oynuyoruz hepsiyle. Nerede oturuyorlar, ne yapıyorlar bilmiyorum bile. Bazen iki gün üst üste görüp aynı şeyleri konuşuyor bile olabilirim biriyle.
Sadece bir adamı her gece görüyorum. senin tanıştırdığın sakallı bir adam. Beni öptüğün gecelerden birinde, bir barın kapısının önünde tanıştırmıştın bizi ve sen gittiğinden beri her gece sokaklarda o adamı görüyorum. Bugün bunu O'na da söyledim ama pek sallamadı. Sakallarını kesmiş ayrıca.
Keşke bana dönsen. Biliyorum bu cümle bu mektubun gidişatına uymadı ama bir mektup yazıyorsan bir dilek olmalı içinde ve benim de başka bir dileğim yok. bunu yazmamak için de başka dilek üretemedim sabahın köründe bu kafayla.
Hasretle...
Sadece bir adamı her gece görüyorum. senin tanıştırdığın sakallı bir adam. Beni öptüğün gecelerden birinde, bir barın kapısının önünde tanıştırmıştın bizi ve sen gittiğinden beri her gece sokaklarda o adamı görüyorum. Bugün bunu O'na da söyledim ama pek sallamadı. Sakallarını kesmiş ayrıca.
Keşke bana dönsen. Biliyorum bu cümle bu mektubun gidişatına uymadı ama bir mektup yazıyorsan bir dilek olmalı içinde ve benim de başka bir dileğim yok. bunu yazmamak için de başka dilek üretemedim sabahın köründe bu kafayla.
Hasretle...
13 Ocak 2012 Cuma
Ama yoksun

Sabahın beşinde İstiklal'deki kadın ''Sana şarkı bile söylenmez'' dediğinde, kronolojik olarak düşündüğüm her şeyin başındaki ve sonundaki kadın aynıysa, ya gidip bir türkü daha tutturayım en hasretlisinden, ya da kalkıp geleyim beyazını bulamadığım mor papatyamsıların suyunu değiştirmeye.
Sen olsan, ''boşver uyu'' derdin. Yazının başlığını şimdi oku.
12 Ocak 2012 Perşembe
Üşümek
Kuduran bir insanın yaşadığı safhalar gibi günler. Yirmi milyonluk şehirde O'na rastlama isteğiyle karışık kaçış hali, tutamadığım ellerinin fotoğrafları ve ben üşüyoruz. Fotoğraf üşümez demeyin, bir hafta önce ruhum da üşümüyordu ve o zaman 'ruhlar üşümez'di. Saatleri geri alan sistem, ayları da alır mı gidip sıfır meridyeninde kendimi yaksam? Üşüyorum ve kendimden başka yakacak bir şeyim yok.
11 Ocak 2012 Çarşamba
telefonumun pilinin bitmediği tek gün
Gargamel, bir dolunay kılığında gelip yeryüzünde kalan son şirini alıp götürdüğünden beri tek hobim susmaktı. Susmayalı uzun zaman olmuştu, ya da bana öyle geliyordu ki bana gelen tek şey de buydu son zamanlarda. Hayatımın en kötü gecelerinden birinde o ağır dediğim yorganın altında üşüyerek uyudum. Rüyamda sarılarak soğuktan korumaya çalıştığım tombul kedi konuştu benimle. ''Üzülme'' dedi sahibi gibi. Oysa şimdiye kadar ben sahibine demiştim hep bunu. Ki o üzülüyordu, ben üzülüyordum, belki kedi de üzülüyordur. Sonra sabah kalkıp 10 yıldır dinlemediğim, hayatımın en acılı şarkılarından birini dinledim.
http://www.youtube.com/watch?v=foT91E_3kMc
http://www.youtube.com/watch?v=foT91E_3kMc
10 Ocak 2012 Salı
Bir arabam yok
ki binip gideyim buralardan. Diyeceksin ki başkasının arabasına bin git ama istediğim o değil. Üstü açık bir arabayla kaçarken altı açık hayallerimden, yüzüme gerçek bir rüzgar vursun istiyorum. Omzumda kalan gözyaşlarının oluşturduğu bulutların rüzgarı daha güçlü çünkü ve yakıyor yüzümü.
Bir daha hiç.. ile başlayan yüzlerce şey sıralayabiliyorsam peşinden ve sıraladıklarım bir sıra dayağından geçiriyorsa kalbimi, sen küçük burnunla güzel gözünün arasındaki hatta seyreden damladan kıymetlisin demektir benim için. Bir arabam olsaydı ve üstü açık olsaydı ve kaçabilseydim, şu an ayağa kalkar ve göğsümü de açardım rüzgara. Göğsüne yapıştırdığımda kalbinin ne kadar hızlı attığını anladığım, senin öptüğün ve şimdi içindeki nefesi tutmak isteyen göğsümü. Yıllarca sarhoş bedenleri döven, içindekini bir matruşka gibi kat kat zırhın içine saklamış, ama senin tek bir gülücükle açtığın göğsümü. Ve bağırırdım; ''Ey yüzyıllardır her yere giren, her yerde esip gürleyen rüzgar, bir gülücüğün yok ki giresin bu çıplak göğsümden içeri. Ağzının bir kıvrımı yok ki zırhlarımı delip giresin. Git ve kudretini sına çünkü artık masallar yok, ve masallar yoksa rüzgara ihtiyaç da yok''
Bir arabam yok. Ama yine de rüzgara artık ihtiyacım yok...
Bir daha hiç.. ile başlayan yüzlerce şey sıralayabiliyorsam peşinden ve sıraladıklarım bir sıra dayağından geçiriyorsa kalbimi, sen küçük burnunla güzel gözünün arasındaki hatta seyreden damladan kıymetlisin demektir benim için. Bir arabam olsaydı ve üstü açık olsaydı ve kaçabilseydim, şu an ayağa kalkar ve göğsümü de açardım rüzgara. Göğsüne yapıştırdığımda kalbinin ne kadar hızlı attığını anladığım, senin öptüğün ve şimdi içindeki nefesi tutmak isteyen göğsümü. Yıllarca sarhoş bedenleri döven, içindekini bir matruşka gibi kat kat zırhın içine saklamış, ama senin tek bir gülücükle açtığın göğsümü. Ve bağırırdım; ''Ey yüzyıllardır her yere giren, her yerde esip gürleyen rüzgar, bir gülücüğün yok ki giresin bu çıplak göğsümden içeri. Ağzının bir kıvrımı yok ki zırhlarımı delip giresin. Git ve kudretini sına çünkü artık masallar yok, ve masallar yoksa rüzgara ihtiyaç da yok''
Bir arabam yok. Ama yine de rüzgara artık ihtiyacım yok...
9 Ocak 2012 Pazartesi
Sahipsiz masallar da yazarım inanmasan da

O'na yazdığım her masalı önce anlatmıştım oysa ki. Ben de tüm masallarımı O'na yazmak istiyordum ama hayat karmakarışık ve kalabalıktı. Baktığım yerde O'nu görebildiğim her zamanda mutluydum, ama ikna edememiştim işte.
İkna olmadan da uyumuştu. Beni uyku kadar sevmesini istedim, uykusuzluğunu gördüğüm için. İnandırabilmek için bir rüyaya sızmak için konuştum uykuyla, ama sonra vazgeçtim. Yorulmuştu bir kere rüyasına girdiğimde, korkmuştu. Çok az şeyden korkuyordu -çok az şeyi sevmesi gibi- ve üç gündür yağan yağmur da işe yaramayacağını söyledi. Islandım daha terim soğumadan.
Çünkü yorganım kalın demiştim sana..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



