19 Eylül 2010 Pazar

eylül mektubu

sevgili judith;


düştüğüm o çukura bakımlı elini uzattığın ilk gün farkettiğim şeydi gün geçtikçe güzelleşeceğin,ve haklı da çıktım.gittiğin kır gezisinden dönüşte gözümü aldı parıltın,lakin benim değildi o parıltı.

bunu anlamak çözmeye yetmiyordu büyük bir ozanımızın dediği gibi,fakat erkek egosu da öyle olmadığına inandırmaya çalışıyordu bedenimi ama nafile,benden gitmiştin ki bunu sen de mektubunda belirtmişsin ve çoğunlukla belirttiklerini onayladım narin ruhun sebebiyle.istenmediğini bilmek en büyük erdemdi ve bunu oymaya çalışan merak,özlem gibi duyguları dizginleyebilirdim.


sana bunları okumadığını bildiğim için yazıyorum,bir de kafamda senin ne olduğunu bilmediğini bildiğim için.anlamak çözmeye yetmese de rahatlamama yetebilir belki.sonuçta sen ve ben aynı dili konuşan,aynı dine mensup ama sınır koyup ayrılan iki ülke krallığı gibiyiz,üzüntü kaçınılmaz.

en azından sen üzülme.



sevgilerimle...