
bir deniz ve birkaç dağ aşabilecek özlemimin çarptığı ve durduğu ince duvar dirayetin midir -ki bana değil kendinedir öyleyse- yoksa aslında hiç duvar yok mudur da ben mi örmüşümdür kafamda eskiden kalan korku tuğlalarımla?
çiçekle konuşmaya devam ettim.
hala ölmedim farkında mısın? dedi.böyle konuşmamasını üzüldüğümü söyledim ki gerçekti.
ortak noktalarımız var dedi.çiçekler de kendilerini güçsüz hissettiklerinde ilk tohumun yeşerdiği topraklara ekilirlerse can bulabilirler.
şaşırmıştım ama mantıklı da gelmişti.ani olması biraz sendeletmişti beni sadece.onu yeşerdiği topraklara diktim ve biraz canlandı gerçekten.
kendi ülkemdeydim ve merak ediyordum çiçeği ama asıl merak ettiğim beni tekrar sevip sevmeyeceğiydi galiba.bunun aptalca bir bencillik olduğunu düşündüm ama engelleyemedim
sonra balıklardan biri
'bu da geçer' dedi.
umur nerede acaba diye sormuş hatta bir de beyin şeması koymuştum.çok yanlış yerlerde aramışım.umur kalpteymiş bugün anladım.
kalbimizde olmayan umrumuzda olmuyormuş.
resme göre şemsiye olmak istiyoruz hepimiz ama bazen çanta,bazen ayakkabı ve çoğunlukla da o belden sarkan kuyruğumsu ip olabiliyoruz.ama başkalarının şemsiyesi olduğumuz için bu döngü devam ediyor.
ben mi neyim?
bu aralar bu resimde yokum

üçünçü tekil şahısların başrolde olduğu bir gecede birinci ve ikinci tekil şahıslar olarak konuştuk ve eğlendik.daha önce birinci çoğul şahıs olduğumuz üçüncü tekil şahıslardı bunlar ve aslında karşılıklı olarak hiç görmediğimiz hatta gördüğümüzde mesafe koyup ikinci çoğul şahıs şeklinde hitap edeceğimiz insanlardı.ama sanırım ikimiz de görmek istemiyorduk. yani en azından birinci tekil şahıs öyle düşünüyordu.
birinci tekil şahıs olmama rağmen birinci çoğul şahıs gibi hissettiğim bir başka geceydi kısacası.ve kısaydı
kimsenin kilidini açamadığı kapı bana aralanmış,içeri girmişim,karanlığa gözüm alışmış,korkularım azalmış,ısınmışım ki ellerim hiç ısınmaz birisi tutmadıkça
birden birşey olmasını beklediniz değil mi?
ben de bekliyorum size ters açıdan izlesem de.