17 Şubat 2010 Çarşamba

%?


dileğini tutmuşsa yar sonsuzdan geri...

16 Şubat 2010 Salı

iade


         dört kez kuyuya düşüp hepsinde de çıktıktan sonra önüme bakmayı öğrenmiştim.ormanın derinliklerinde kalbimi sıkan ellerden kurtulmanın yollarını ararken düşmüştüm kuyulara.aslında kuyulardan korkumu da yazmıştım daha önce,isteyerek giremiyordum hiç fakat aklım başka yerde olduğundan önüme bakamıyordum.çiçeğin ölüm haberini almıştım ve iade etmem gereken bir kutu vardı-içindeki bende saklı-.o kadar çok dikenli dal vardı ki ormanda,onlara karşı bir tek yıllar önce alıp heybemde gizlediğim ve daha önce sadece bir patates tarlasında kullandığımız zülfikara benzeyen hançeri kullanabiliyordum.bunun dışında heybemde bir de ateş taşı vardı fakat yakamıyordum onu.

       ilerledim ve büyücüden yardım almaya karar verdim.korkuyordum ondan ama artık başka şansım kalmamıştı çünkü kutunun sahibi mutsuzdu hissediyordum ve ben de mutsuzdum kalbimi sıkan ellerden dolayı.büyücü dedi ki:

        sen o elleri açıp kalbini alacak kudrettesin fakat birden alırsan onu yaşatamazsın.ve o eller boş kaldığında elindeki kutuya göz dikecektir.o yüzden yavaş yavaş bırakmasını bekle kalbini.sabret çünkü ancak sabreden hem elindekini hem de kalbini kazanır.

         dediğini yapmak zorundaydım istemesem de.yaptım da.eller kalbimi daha çok sıktı.artık sesini duymuyordum.ama önemli olan kalbim değil kutuydu ve onu sahibine teslim ettim.dönüşte ellere baktım ve sıkmayın onu diye yalvardım.onlara zülfikarı ve ateş taşını verdim.

         bekleyeceğim sabırla.nasip..

10 Şubat 2010 Çarşamba

boyut



bundan mutlu olmak?

5 Şubat 2010 Cuma

inşa


bir deniz ve birkaç dağ aşabilecek özlemimin çarptığı ve durduğu ince duvar dirayetin midir -ki bana değil kendinedir öyleyse- yoksa aslında hiç duvar yok mudur da ben mi örmüşümdür kafamda eskiden kalan korku tuğlalarımla?

3 Şubat 2010 Çarşamba

deli diyalogları

çiçekle konuşmaya devam ettim.

hala ölmedim farkında mısın? dedi.böyle konuşmamasını üzüldüğümü söyledim ki gerçekti.

ortak noktalarımız var dedi.çiçekler de kendilerini güçsüz hissettiklerinde ilk tohumun yeşerdiği topraklara ekilirlerse can bulabilirler.

şaşırmıştım ama mantıklı da gelmişti.ani olması biraz sendeletmişti beni sadece.onu yeşerdiği topraklara diktim ve biraz canlandı gerçekten.

kendi ülkemdeydim ve merak ediyordum çiçeği ama asıl merak ettiğim beni tekrar sevip sevmeyeceğiydi galiba.bunun aptalca bir bencillik olduğunu düşündüm ama engelleyemedim

sonra balıklardan biri

'bu da geçer' dedi.


31 Ocak 2010 Pazar

umur 2


       umur nerede acaba diye sormuş hatta bir de beyin şeması koymuştum.çok yanlış yerlerde aramışım.umur kalpteymiş bugün anladım.

kalbimizde olmayan umrumuzda olmuyormuş.

27 Ocak 2010 Çarşamba