sessizliğine üzülmem ne merakımdan ne de husumetimden,sadece sesini sevmemden...
20 Nisan 2010 Salı
19 Nisan 2010 Pazartesi
çapaklı kızın uykusu

hiç düşünmedim üzerimize yağan topları dün gece,çünkü dedim ya soğukkanlı ellerin ve kucağın.her sınırdışı edilişimde beni kabul eden güzel bir ülke gibi.şimdi uyuyorsun ve bir gün uyandığında bunları sana yazan bu parmaklar gözlerindeki çapakları alıp öpecek gözlerini.yeter ki sen çapaklarından kurtulmak iste...
17 Nisan 2010 Cumartesi
küçük mektup sana
16 Nisan 2010 Cuma
başlık unutmak
14 Nisan 2010 Çarşamba
2 lem

basit hayat isteğimin geri teptiği günlerde istediğim yere koşarak gidemiyorsam,koşsam bile duracağım yeri bilmiyorsam ve birisi durdursa bile istediğim durmak değil de onunla koşmak olduğundan ya zaman makinasını yapıp döneceğim o dağda kokunu duyduğum zamana ya da tekrar kılıcımı kuşanıp gireceğim günahsızların kanına...
13 Nisan 2010 Salı
chapter 2
gergindim.
kontrolsüz sıcaklık, soğuğa hep tercih ettiğim bir şey olsa da bu burası için geçerli değildi.yaklaştıkça ısı daha da arttığı gibi ağırlaşıyordum.yaklaşık 1 saattir yokuş yukarı çıktığımdan baldırlarımın arkası sertleşmişti.
evet sihir denen şeye inanmıyordum ve hatta mucizelere de.ve fakat buna benzer bir şeye ihtiyacım olduğundan ruhani bir yardım almaya karar verdim ve bürokraside hep kullandığım yol olan tek yetkiliye ulaşmak adına tanrıya danışacaktım.
neden geldin? dedi.cevabı bildiğini biliyordum ama anlatma ihtiyacı duydum yine de.
daha önce çok daha zorlandığını gördüğüm olaylar oldu.aldatıldın,hırpalandın,bittin ama bana gelmedin.neden şimdi?
bu sefer farklı dedim.çözümlendiremediğim şey beni mutlu da ediyor ve tek eksik buna aklımın alamayacağı bir dokunuş.sözlerimi dikkatli seçiyordum sanki düşüncelerimi okuyamıyormuş gibi.
bana daha ayrıntılı anlatmalısın keza anlamıyorum neyi neden ve ne kadar sevdiğini diye sert çıktı.gerginliğim daha da büyümüştü ve terliyordum artık.geri dönme fikri cılız bir ışık gibi belirip kayboldu.anlattım her şeyi ki aslında çok şey olup hiçbirşey olmadığını.
aşkı anlamıyorsun diye bağırdım birden suyun kaldırma kuvvetini bulan arşimet gibi.ama bu ortamda pervasızca olduğunu ve sinirleneceğini düşündüm.
sessiz bir şekilde
anlamak değil,bilmiyorum.bilsem her şeyi yaratabiliyorken yalnız olur muydum? dedi
yokuş aşağı yürürken hüzünlenemiyor insan.bir cevap alamamıştım ve her şey hızla olsun diye yuvarlanarak inmeyi düşündüm fakat vazgeçtim.
bir mucize lazımdı ve ben mucizelere inanmalı mıydım?

