6 Mayıs 2010 Perşembe

vücut iklimimin kimyası

kimyasal savaş başlayalı henüz birkaç gün olmuştu.gaz maskelerimizin suratımıza yapıştığını hissetmemiz onları çıkardığımızda öleceğimiz gerçeğine yenilmiş,bakıyorduk birbirimize.bakışlarımızın arasına giren maskenin saydam gözlükleri ifadelerimizi tam olarak anlatmamızı engelliyordu fakat bazen hala gülümsediğini görüyordum.

sığınakta güçlü kalmam çok zordu.gaz her tarafımdaydı ve ona ulaşmamı da engelliyordu.o gazdan etkilendiği için başka bir durumdaydı ve gün içinde bazı bölümlerde dediklerimi anlıyor ve gülüyordu.güldüğünde anlıyordum sadece kafasının benimle olduğunu çünkü gaz onu mutsuz eden bir madde barındırıyordu.kimyam zayıftı ve kestiremiyordum ne olduğunu,sadece gaz bana ulaşırsa benim değil onun öleceğini bildiğim için kendimi koruyordum.onu ise sadece mutsuz ediyor,öldürmüyordu.bu denklemi çözmek beni o kadar da sevindirmemişti.


savaş sürüyordu ve ikimiz de yaşamalıydık...

5 Mayıs 2010 Çarşamba

hıdır'a

1000 e kadar sayamam ben dedi.herkes sayabilir ama saymamıştır çoğu insan demek istedim ona ama daha işime gelen bir cevap buldum;

-beraber yürüyelim mi? adımlarımızı sayarız 1000 adım olunca dururuz?

ilgilenmemişti.oyunları seviyor fakat içinde belli bir sınır olunca baştan soğuyordu.

-hani sayılar yoktu? dedi

haklıydı bu ülkede sayılar yoktu ve ben 1000 in az ya da çok olduğunu kestiremiyordum.onunla 1000 adım el ele yürümek kısa ama onu 1000 saniye görmemek çok uzundu.uzaklıklarla ilgili her şey çok,yakın olduğumuz her süre azdı.

sonra sustu ve ben cırcır böcekleri ve yıldızlar ne kadar çok diye düşündüm.gül ağacının dibine resmini koydum ve iç huzur dileyip uyudum..

4 Mayıs 2010 Salı

çiçekten karıncaya


ona tam kapının üzerinden sarkan ve çiçekleri karnıbahara benzeyen şımarık bitkiyi anlatırken birden gidiverdi...

ben de atlı karıncaya binip o dönene kadar döndüm


dönüyorum..

3 Mayıs 2010 Pazartesi

son günümün ilk nefesi

uyumamıştım.bazen yakın olabilen ülkenin nadiren uzaklaşabilen leydisini ziyaretimin son günüydü.aslında tüm ziyaret boyunca onun benim ülkeme geldiği ve beni ziyaret ettiği hissiyatıyla dolmuştum.o kadar iyiydi ki..

başımız derde girmişti ve bana hissettirmemişti bile.ruhsuz şövalye ziyaretimi öğrenmiş ve saldırmıştı tüm gece ve gündüz ama o bana hissettirmemişti sırtına atılan okların acısını.biz yan yana birbirimizi ararken aslında herkes de bizi arıyormuş akılsızca.bulsalardı da göremezlerdi ya.

şimdi gidiyorum ve biliyorum ki kaleye kapatacaklar onu.aslında o mu kendini kapatıyor yoksa bunu başkaları mı yapıyor tam çözemediğim bu ülkeden yine de isteksiz ayrılıyorum.ve ona ulaşamadığımda ne onu arayacak adamlarım ne de bunu anlayan bir aklım var.sadece buralarda ona bakacak küçük bir pastel ruh bırakıyorum.

sadece o görsün ve gülsün diye.


-neden gülüyosun?
-bisey yok ki...

1 Mayıs 2010 Cumartesi

hiç gıcırtısı

hiçliğin bir parçasıydım ben de.karartıyordum geçerken o sahili ve bu onun için bir çevre felaketiydi.ben ben derken o da hep ben diyordu karanlığın sebebiydik kendimizce ve kızıyordu o.sor dedi danıştığım tek ses.sor ona ve sen rahatla dedi ama sormak cevaba hazır olmayı gerektirirdi.

ben ki daha doğmaya hazır değilken doğmuştum...

28 Nisan 2010 Çarşamba

rota

gitmek istediğim yer bana yaklaşmıştı ve artık durmak aptallık olacaktı.gidiyorum zırhsız ve en yalın halimle...

27 Nisan 2010 Salı

ki

ilgi eki olan ve ayrı yazılan -ki nin birleştirdiği sen ve ben bir gün türk dil kurumunun inadına birleşik yazacağız onu hiç boşluk olmasın ruhlarımızda ve bedenlerimizde diye.

olacak ki...