23 Mayıs 2010 Pazar

geçen hafta kötüymüş

yine klavye denen şeyin kodlanmış tuşlarına basacağım uçlarındaki ojelerini eskittiğin ellerine dokunamadığımdan ve sana olan özlemime dair,güzelliğine dair şeyler yazacağım yatay olmayan bu kağıtımsıya ve sen bunu okuyacak mısın ki diye düşünmeyeceğim.bunlar sana yazıldıysa sadece senindir çünkü biriktirip başkasına yazamam.

sonra kapılacağım başkasını kapmamış bir rüzgara ve benden sana ulaşana kadar değmesin isteyeceğim kimseye,azalmasın hızı ve hissi.belki küçük bir kaç ağacı dalgalandırır biraz sadece o da sana yaşam gücü ve suratına gülücük getirsin diye.başkasına iznim yok.ne toprağa,ne bir canlıya ne de başka bir rüzgara
sadece uçlarını eskittiğin tırnaklarına değsin...

22 Mayıs 2010 Cumartesi

ya evde yoksan?

emin olamamak elimi kolumu bağladığında içimden gelen kaygısız ol! komutu kalbimi dövüyor bir çocukmuş gibi.bir kaç tuşa basmak o kadar kolayken dayak yiyenin sadece kalbim değil ruhum da olduğunu farkediyor ve meşgaleler icat ediyorum hapisteymişcesine.kaç raund acaba bu ruhumun dövüşü?sayıyla mı nakavtla mı yenilecek bu şikesiz ama yenilgiye mecbur karşılaşmada?kenardan dayak yerken birisi bakacak mı acıyan gözlerle içine içine o ruhun?

meymenetsiz sorular.

21 Mayıs 2010 Cuma

dağ pasteli

son kayayı tuttum.kendimi yukarı çekmekte zorlanmıyordum fakat dirseklerim ve dizlerim olmadığı için kıvrımlandıramıyordum vücudumu.ayaklarımı yan döndürerek bir pergel gibi yay çizdim ve yatay durumda kendimi kayanın üzerine attım.
ayağa kalktığımda bunu neden yaptığımı sorguladım ama bulamadım çünkü eklemlerimin dışında aklım da yoktu artık.bu uçsuz bucaksız toprakların tek delisiydim -ki benim tarafımdan bakıldığında efendisiydim- ve dünyanın en büyük dağının yanında tepecik sayılacak bir yere tırmanmıştım ki benim tarafımdan bakıldığında dünyanın en yüksek dağından da yüksekti.eğildim ve tırmandığım yolda bıraktığım renkleri bir şeye benzetmeye çalıştım.arada ufak bir köpek dışında anlam verebildiğim bir şekil yoktu ama güzeldi geneli anlaşılamayan tablolar gibi.

pastel çocuk olarak çıktığım ilk yükseltide deliliğin verdiği cesaretle bağırdım.duyanlar olduysa da ne dediğimi anlamadılar.anladılarsa da ben deliyim,

yargılayamazlar.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

yok

sözlükten öylesine bir sayfa açıp okumaya başladım.x harfine denk gelmişti açtığım sayfa ve şaşırmıştım doğal olarak.sayfada kocaman bir x vardı ve diğer sayfada açıklaması şöyleydi:

x aslında o dur ve o harfinde bulunmayan o'yu temsil eder.sen ve diğerleri sürekli onu orada ararsınız ama aslında o buradadır sadece bakmak aklınıza gelmez.


olmadığını düşünmek bir şeye yapacağın en büyük haksızlıktır.

18 Mayıs 2010 Salı

pencereyi kapat


o kadar küçük bir böcekti ki başta parmağımdaki bir leke sanmıştım.duyduğum belli belirsiz seslerin ondan geldiğini anladığımda şaşırmıştım.
klasik bir böcek gibi davranmıyordu.bedenimden kopmuş bir parçaymışçasına üzerimde konduğu hiç bir yerde rahatsız da etmiyordu beni.şeklini algılayamıyordum ama mutlu olduğunu hissediyordum.başıma gelen her şeyin bu hissiyatlardan geldiğini düşündüm ama ne yapayım ben böyleyim dedim ve izlemeye devam ettim.daireler çiziyor sanki ilgimi çekmeye çalışıyordu.çıkardığı sesi algılamaya çalışıyordum fakat daha önce duyduğum bir şey değildi,kaydetmek istedim ama sonra anlamsız geldi çünkü isim koyamayacaktım.
yanağıma konduğunda göremedim onu.rahatsız etmek de istemedim ama çok uzun süre geçmişti ve kımıldamıyordu.sadece oradaydı biliyordum.

bencilce yıllardır yapmadığım şeyi yaptım;iki damla gözyaşı akıttım yanağımdan ve o pencereden uçup gitti.

adlandıramamak hayatımın en büyük sorunuydu...

17 Mayıs 2010 Pazartesi

ben de ki

ben de dememişti.
aslında belki demek istemiş ama dememesi gerektiğini düşünmüştü ki doğruydu.ama özlemek yarısıydı ve yarasıydı herşeyin.

zaten her şey yarım bile değildi

azdı...

kötü günler


kaybetme ihtimal aralığım çok geniş olan durumlarda hep kaybettiğim için umutsuzluğum had safhadayken ve sen virajlı bir yoldan gelen ışığını arada sırada gördüğüm bir 'araç' gibi bana sadece istediğin zaman göz kırparken nasıl koşarım huzura erdiğim ağacın gölgesine doğru? neye güvenirim ve hangi gözyaşım akarak bir kayıkla sana gelebileceğim bir ırmağa dönüşebilir?


sen ki hiç yaşamamış birinden tek farkımsın...