9 Mayıs 2010 Pazar

beraber


'bugün de kaybolduğum günlerden biri'




benim de...

7 Mayıs 2010 Cuma

güzelbişeyship

hep güzel şeyler var senle ilgili kafamda.taa en başından güzel mesajlar,basit oyunlarla süslü,uzaklık kovucu paylaşımlar.merakla birlikte tutkulanmış ve tutkallanmış iki gülümseyen surat.

hep güzel şeyler oldu sen ve ben görüştüğümüzde.punduna getirip ilk aradığımda sesinde duyduğum o ton hiç kaybolmadı.hep güldün ve hep güldüğündendi yanımda oluşun.yanlış bir otelin resepsiyonunda muhtemelen tanımadığımız bir adamın yediği kabak çekirdeklerimizle bile eğlendik.ilk gördüğümde ilk görüşün değilmiş gibi sarılmandır beni bulutlara çıkaran ve bir daha indirmeyen.bulutlara en yakın olduğumuzda çektiğim kokundur hala burnumdan gitmeyen.en saf ve zor gidiştir gözümde son anonsa zar zor yetişen gidişin.

hep güzel şeyler devam etti sonrasında da bazen çok yorulsak da pastel çocuğa renkler veren kibritçi kızı sevdim.hiçbir işe yaramayan kanatlı hayvancıklar bile oyunumuz oldu,hayatımıza girdi.sana gelen her yol yürümek için bile keyifliydi-kamyon gördüğümde aklıma birinin gelmesi evrensel bir saçmalıkken bende öyle değil-senden uzaklaşan her yoldan dönmek istedim ben.

hep güzel şeyler oldu senle ilgili ve olacak da.

ki...

turuncu devrim


biriktirdiklerini yakmaya kıyamamak
yaşanmamış ve yaşanmayacak günleri bile..

6 Mayıs 2010 Perşembe

vücut iklimimin kimyası

kimyasal savaş başlayalı henüz birkaç gün olmuştu.gaz maskelerimizin suratımıza yapıştığını hissetmemiz onları çıkardığımızda öleceğimiz gerçeğine yenilmiş,bakıyorduk birbirimize.bakışlarımızın arasına giren maskenin saydam gözlükleri ifadelerimizi tam olarak anlatmamızı engelliyordu fakat bazen hala gülümsediğini görüyordum.

sığınakta güçlü kalmam çok zordu.gaz her tarafımdaydı ve ona ulaşmamı da engelliyordu.o gazdan etkilendiği için başka bir durumdaydı ve gün içinde bazı bölümlerde dediklerimi anlıyor ve gülüyordu.güldüğünde anlıyordum sadece kafasının benimle olduğunu çünkü gaz onu mutsuz eden bir madde barındırıyordu.kimyam zayıftı ve kestiremiyordum ne olduğunu,sadece gaz bana ulaşırsa benim değil onun öleceğini bildiğim için kendimi koruyordum.onu ise sadece mutsuz ediyor,öldürmüyordu.bu denklemi çözmek beni o kadar da sevindirmemişti.


savaş sürüyordu ve ikimiz de yaşamalıydık...

5 Mayıs 2010 Çarşamba

hıdır'a

1000 e kadar sayamam ben dedi.herkes sayabilir ama saymamıştır çoğu insan demek istedim ona ama daha işime gelen bir cevap buldum;

-beraber yürüyelim mi? adımlarımızı sayarız 1000 adım olunca dururuz?

ilgilenmemişti.oyunları seviyor fakat içinde belli bir sınır olunca baştan soğuyordu.

-hani sayılar yoktu? dedi

haklıydı bu ülkede sayılar yoktu ve ben 1000 in az ya da çok olduğunu kestiremiyordum.onunla 1000 adım el ele yürümek kısa ama onu 1000 saniye görmemek çok uzundu.uzaklıklarla ilgili her şey çok,yakın olduğumuz her süre azdı.

sonra sustu ve ben cırcır böcekleri ve yıldızlar ne kadar çok diye düşündüm.gül ağacının dibine resmini koydum ve iç huzur dileyip uyudum..

4 Mayıs 2010 Salı

çiçekten karıncaya


ona tam kapının üzerinden sarkan ve çiçekleri karnıbahara benzeyen şımarık bitkiyi anlatırken birden gidiverdi...

ben de atlı karıncaya binip o dönene kadar döndüm


dönüyorum..

3 Mayıs 2010 Pazartesi

son günümün ilk nefesi

uyumamıştım.bazen yakın olabilen ülkenin nadiren uzaklaşabilen leydisini ziyaretimin son günüydü.aslında tüm ziyaret boyunca onun benim ülkeme geldiği ve beni ziyaret ettiği hissiyatıyla dolmuştum.o kadar iyiydi ki..

başımız derde girmişti ve bana hissettirmemişti bile.ruhsuz şövalye ziyaretimi öğrenmiş ve saldırmıştı tüm gece ve gündüz ama o bana hissettirmemişti sırtına atılan okların acısını.biz yan yana birbirimizi ararken aslında herkes de bizi arıyormuş akılsızca.bulsalardı da göremezlerdi ya.

şimdi gidiyorum ve biliyorum ki kaleye kapatacaklar onu.aslında o mu kendini kapatıyor yoksa bunu başkaları mı yapıyor tam çözemediğim bu ülkeden yine de isteksiz ayrılıyorum.ve ona ulaşamadığımda ne onu arayacak adamlarım ne de bunu anlayan bir aklım var.sadece buralarda ona bakacak küçük bir pastel ruh bırakıyorum.

sadece o görsün ve gülsün diye.


-neden gülüyosun?
-bisey yok ki...