23 Eylül 2010 Perşembe

aptal burus

kaçan kız uçmuştu.uçtuğu yeri yön olarak biliyordum sadece.kuş olsam o yöne uçar mıydım diye düşündüm ama bilemedim.ona sordum o yokken -geleyim mi?- diye,yok dedi.

birinin vereceği cevabı bildiğin ukalalığıyla ona sormamak dünyanın en aptalca şeyiydi.

19 Eylül 2010 Pazar

eylül mektubu

sevgili judith;


düştüğüm o çukura bakımlı elini uzattığın ilk gün farkettiğim şeydi gün geçtikçe güzelleşeceğin,ve haklı da çıktım.gittiğin kır gezisinden dönüşte gözümü aldı parıltın,lakin benim değildi o parıltı.

bunu anlamak çözmeye yetmiyordu büyük bir ozanımızın dediği gibi,fakat erkek egosu da öyle olmadığına inandırmaya çalışıyordu bedenimi ama nafile,benden gitmiştin ki bunu sen de mektubunda belirtmişsin ve çoğunlukla belirttiklerini onayladım narin ruhun sebebiyle.istenmediğini bilmek en büyük erdemdi ve bunu oymaya çalışan merak,özlem gibi duyguları dizginleyebilirdim.


sana bunları okumadığını bildiğim için yazıyorum,bir de kafamda senin ne olduğunu bilmediğini bildiğim için.anlamak çözmeye yetmese de rahatlamama yetebilir belki.sonuçta sen ve ben aynı dili konuşan,aynı dine mensup ama sınır koyup ayrılan iki ülke krallığı gibiyiz,üzüntü kaçınılmaz.

en azından sen üzülme.



sevgilerimle...

17 Eylül 2010 Cuma

15 Eylül 2010 Çarşamba

kaç?

kaçıyordu.

kaçılacak bir adam değildim öpülecek bir adam da değildim ama öpmüştü.öpmek önemliydi ve bunu ona da söylemiştim.her kadını öpmüyordum ,öptüklerimden bazıları da gerçek kadınlar değildiler.

kızıyordu bana.kızdığı ben değildim aslında,benim hala var olmamdı.olmamalıydım çünkü öylesine bilmişti ve öylesine dik kafalıydı ki,sen! dediğimde hayır sen! diyordu


kolumu göğsünün üzerine koydum.benim kafamda gitmemesi,onun kafasında ısınması içindi o kol

12 Eylül 2010 Pazar

git ki


alnımdan öptü.ayrılık öpücüğü hissiyatında ama aslında varlığını anlatan bir öpücüktü.hani eskilerin buse dediğinden.kafamı karıştırdı ve az önce öptüğü yer kırıştı.korkmadım,eceli bilemem ama korkunun gidene faydası yoktu.ecelle tek benzerliğiyse; giden de gideceğini söylemiyordu.

2 Eylül 2010 Perşembe

eylül


havadan sudan konuşurken gülen yanın sustuğunda ben anladım ki hava ve susuz da yaşayabiliyoruz bu topraklarda.hava aramızdaki tek katman olarak ciğerlerimizi doldurduğunda içindeki havayı almıştım içime ve soluksuz kalmıştım sen gözlerime gözbebeklerini titreterek bakarken.lensler beni yanıltmak için icad edilmiş ve karşıma dikilmiş birer yeldeğirmeniydi ve sen değirmen olduğunu kabul ediyor ama rüzgaıma güvenmiyordun.birkaç küçük anıyı yanıma aldım ve döke döke yürüdüm susuz topraklarda belki izlerimi takip edersin diye.

31 Ağustos 2010 Salı

o kadar da


'o kadar da değil' in en çok kullandığım laf olduğu günlerde 'o kadar' olduğunu iddia edenler,'o kadar' mı acaba? diye kararsız kaldıklarım ve ben oturmuştuk güzel bir ağacın gölgesine.senli benli olduklarım ve sizli bizli olduklarım haremlik selamlık oturmuşlardı ve diğerleriyle ilgilenmiyorlardı.benimle de.sevmiştim bazılarını ne yalan söyleyeyim,belki onlar da beni.sevgi bitebilen bir şeydi, başlayabildiği için hiç şüphesiz.konuştuk ve sustuk,biz susunca kuşlar konuştu,onlarınki daha iyi bir muhabbetti muhtemelen.gölge hepimize yetmeyince kalktık ve kuşlar da uçtu.

düşündüm de ağaç aslında 'o kadar' da güzel değildi