17 Eylül 2011 Cumartesi

uyuyan dev


aslında dev falan değildi. tavşanların, karıncaların ve arıların hepsinden büyüktü ve küçük olduğu şeyleri düşünmüyordu. yumruğu kadar olduğu söylenmişti küçükken, birkaç hafta önce de o hatırlatmıştı bu orantıyı. sadece o'ndan küçüktü şu an.
uyanmıştı işte ve uyumadan önce çok büyüktü, o zaman dev diyebilirim diye düşünmüştü uyurken hiç yokmuş gibi yaptığını gözardı ederek. bunu insani bulup kendini avuttu. insanların mutasyonla kullanmadığı organlarının köreldiğini biliyordu ve o yüzden uyutmuştu kalbini. aklı vardı hep kullanması gereken, bağnzalaşmaya çalışmıştı ve eğlenmişti içki içmesini beceremeyen bir köylü gibi. hadsizdi.
dün avuçlarının arasında küçük bir balık o kadar çırpınmıştı ki, göğsüne koydu onu. su yoktu ki olsa da kaybetmemek için suya bırakmak istemiyordu. göğsüne o kadar bastırdı ki, unuttuğu, uyuttuğu şey çalıştı balığın çırpınışından.
suda kalp atışı duyulur mu acaba?

11 Mayıs 2011 Çarşamba

sevin

aklından bir sayı tut dedi aniden. hala 3 kişiydik ve daha önce tuttuğum sayıları 'o' da biliyordu. gözlerine bakmadan yeni bir sayı tuttum, bildi. kötü olan üçüncü bilemedi şimdilik ya da çaktırmadı bize.
ha tuttuğun sayıyı bildi de ne oldu derseniz, bilmem
sayı kullanmayalı çok zaman oldu.

24 Nisan 2011 Pazar

başka


unuttuğum rüzgarları sadece başka bir esintinin hatırlatabileceğini bilen bir dal kımıldadı. belki de gerçekten bir esinti vardı fakat o kadar kalındı ki beden adındaki zırhım, hissedemedim. sen hiç haberin olmadan, yanlışlıkla esip bir ışığı yaktın fakat ben o ışığın gözüme ne kadar yakın olduğunu unutmuştum ışığı kapatıp karanlıkta gezerek. hiç de mahcup olmadın yaktığına ki ağzının yanındaki o kıvrım bile bana onu hatırlatırken sen gülüyordun.bunu yazmak için mevsimin değişmesini bekledim. rüzgar yine kayboldu.
ha bu arada seni ilk hissettiğimde ben değirmene dedim ki:
ne kadar güzel bir esinti,küçücük esse bile seni döndürebilir fakat fısıltısını duymuyor musun? bana dokunma diye yalvarıyor. kendine hakim ol ve onu kırma
değirmen dinlemedi beni. biliyordum fakat bir şey yapamadım. sadece köylülerin bildiği, ve esmediğinde sadece onların anladığı o gizemli dokunuşun, bizim ulaşabileceğimiz havanın çok üzerine çıktı. değirmen şimdi bana küs
bunu sana yazdığımı anladığında yine o kıvrım çıkacak.
o'nun gibi

23 Kasım 2010 Salı

icazet

alamadım


onu çok özlediğimi falan da söyleyemedim.çok rahatmış gibi yapıp bazen harflere ayağa kalkıp bastığımı da.fotoğraflardan bahsettim biraz biliyordum onu rahatlatır fotoğraflar ki zaten içlerinde ben yokum adım var.gözümün önüne gelen her harfle ilgili bir anı bulup bir türkü tutturabileceğimden de bahsetmedim.aslında hiçbir şey anlatmadım sana.her şeyi anlatmış gibi yaptım ki bık benden.

bık yazdığım için güleceğini bilmek paha biçilemez..


31 Ekim 2010 Pazar

inan ki


    birini inandırmakla birine inanmak paralel evrende birbirine asla rastlamayabilecek iki şeyken paralel olmayan evrende sen ve ben birbirimize rastladık.en son evinin önünde küçük bir gözyaşından yansıyan ay ışığı bugün daha da aydınlatmıştı güzel yüzünü ki ben hep güneşte görmeye alışmıştım ağzının yan kıvrımını.belki aklından bir sayı tut dediklerinde gelmiyorsun aklıma artık ama oraya düştüğünde yine de zırhınla düştüğünden acıyor kalbim ve ona yakın organlarım.hiç gitmesen mutlu olur muyum?


hiç gitmeyen bir kadın olmadı ki bileyim 

23 Ekim 2010 Cumartesi

gtalk about you and me

normalde gidip açmaya üşeneceğim küçük pencereye her ışık gördüğünde küçük taşlar atan kolum bir zamanlar ona yaslanan başını özlediğinden yapıyor bunu.beynimin ona hakim olması gereken bölgesi de sende olduğundan durduramıyor bu arsız hareketi.ya o kolu keseceğim,ya da gözlerimi dağlayacağım ki ışığı görmeyeyim.


 

17 Ekim 2010 Pazar

tesisiz pazar sendromu


ederimin altında satıldığımı hissettiğim bu sessiz günde var mı ki beni gözleyip gözeten?sessizdir varsa o çünkü ben birine doğru bakmadan daha güzelimdir.biliyorum çünkü objektife bakmadığım fotoğraflarım da diğerlerinden iyi ve gerçektir.