2 Mart 2010 Salı

sabaha karşı

dağa girmeyi reddedememiştim çünkü dış dünyada anlamlı pek bir şey kalmamıştı.soğuk ve sessizdi burası,günlerdir sadece düşünüyordum.karanlık olduğu için bakabileceğim bir şey de yoktu.garip olansa varlığımı hiç sorgulamamam oldu.yok olmak bana göre değildi bunu anladım.
birden anlamadığım bir yerden küçük bir pencere açıldı.o an duymak istediğim tek ses,dünyanın en güzel sesi geldi
'ne yapıyorsun?'
aslında bu hiç onun soru tarzı değildi.genelde önce nasıl olduğumu sorardı ama nasıl olduğumu zaten biliyordu çünkü o da aynı şeyleri hissediyordu.küçük pencereden onu hiç göremememe rağmen onu duymanın verdiği hazla ısındım.gözlerim günlerdir bir şey görmediğinden biraz kamaşmıştı.

elis'le tanıştığımdan beri en duygusal ve en doğal konuşmamızı yaptık o sabaha karşı.pencereyi kapattığında o beni sonsuza kadar kazandığını biliyordu,ben de aşkımı sonsuza kadar kaybettiğimi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder