pastel boyanız varsa kullanmamak için çaba gösterirsiniz,her rengi aynı seviyede kullanıp aynı boyda kalmalarını istersiniz ya, işte pastel çocuğun da ruh hali tam böyleydi.her gün farklı hissediyor ve ona göre renk kaybediyor,fakat dengede tutmaya çalışıyordu.
bir gün renklerden birinin azalmadığını fark etti.daha önce de görmediği bir renkti bu ya da fark etmemişti.önce heyecanlandı ve korktu,hiç bir değişim yoktu renkte.demek ki duyarlı olduğu his başkaydı.düşünmeye başladı sevdiklerini,sevmediklerini,nefret ettiklerini bile ama hayır kımıldamadı renk.üzüldü pastel çocuk.biraz kırmızısı gitmişti üzülünce,daha da üzüldü
bu böylece yıllar sürdü ve pastel çocuk o rengin azalmadığını bile unutmaya başladı.biten renkleri de vardı,renkleri bittikçe o duyguları da azalıyordu.yaşlanmak böyle bir şey işte diye düşündü,bir gün hissetmediklerin seni yenecek.
ve bir gün bir ses duydu,ya da ona öyle geldi ama bir koku duyduğu kesindi.küçükken bir koku ya da tad alırsınız ve yıllar sonra bir daha aldığınızda anlar ama tanımlayamazsınız ya,pastel çocuk bu hisle doldu.çok uzaktan geliyordu ses de koku da ve mutluluk veren bir aroması vardı.suratına anlamsız bir sırıtış yerleştirmişti o kadar uzakta olmasına rağmen ve birden pastel çocuk o kımıldamayan renge döndü;
renkte bir değişim yoktu fakat diğer tüm renkler çoğalmaya başlamıştı.bir sürü hisse birden kapıldı pastel çocuk,olduğu yerde dönerek birşeyler karaladı yeryüzüne.
o değişmeyen rengin ruhu olduğunu ve uzaktan gelen sesin de aşk olduğunu anlamıştı.
5 Nisan 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder