10 Nisan 2010 Cumartesi


sabaha kadar...

9 Nisan 2010 Cuma

1976


'o kadar azıcığız ki' dediğinde göbek bağının koparılış anına döndüm ve işin güzel tarafı döndüğüm anda düşünebiliyordum da.gözümü açtım,ağlıyordum ama yalandandı çünkü ağlamam gerektiğini biliyordum sadece.sonra gerektiği gibi davrandığım zamanlar kendimden uzaklaştığımı farkettim ve hemen sustum.düşünebiliyor fakat konuşamıyordum.seni düşünüyordum.biliyordum ki bunu birilerine anlatabileceğim yaşa geldiğimde ilahi bir güç seni kafamdan silecek ve ta ki seninle tekrar görüşeceğim yaşıma kadar unutturacaktı.istemiyordum bunu ve karşı çıkıyordum ama bebeksen karşı çıkmak sadece ağlamaktı.ağlıyordum ama sonra düşündüm ki zaten seni bulacak yetiye sahip değildim ve beklemeliydim.doğa seni benimle bir şekilde buluşturacaktı.

ağlamayı kestim ve her şey normalmiş gibi ilahi gücün gelmesini bekledim.ağlamayacağım

8 Nisan 2010 Perşembe

seninle ben

gökten 3 elma düşürmeye bile korktuğum masalın sonunda sen,ben ve -seninle ben- gökten ayrı ayrı yerlere düştük.daha önce hiç düşmediğim bir yerde hava kararana kadar seni görebiliyordum ve -seninle ben- umarım güzel bir yere düşmüş ve eğleniyorlardır...

7 Nisan 2010 Çarşamba

hız


insanın bencil olduğu bir şey var;
yakınlaştığı hızla uzaklaşmak istemiyor birinden...

5 Nisan 2010 Pazartesi

pastel çocuk

pastel boyanız varsa kullanmamak için çaba gösterirsiniz,her rengi aynı seviyede kullanıp aynı boyda kalmalarını istersiniz ya, işte pastel çocuğun da ruh hali tam böyleydi.her gün farklı hissediyor ve ona göre renk kaybediyor,fakat dengede tutmaya çalışıyordu.

bir gün renklerden birinin azalmadığını fark etti.daha önce de görmediği bir renkti bu ya da fark etmemişti.önce heyecanlandı ve korktu,hiç bir değişim yoktu renkte.demek ki duyarlı olduğu his başkaydı.düşünmeye başladı sevdiklerini,sevmediklerini,nefret ettiklerini bile ama hayır kımıldamadı renk.üzüldü pastel çocuk.biraz kırmızısı gitmişti üzülünce,daha da üzüldü

bu böylece yıllar sürdü ve pastel çocuk o rengin azalmadığını bile unutmaya başladı.biten renkleri de vardı,renkleri bittikçe o duyguları da azalıyordu.yaşlanmak böyle bir şey işte diye düşündü,bir gün hissetmediklerin seni yenecek.


ve bir gün bir ses duydu,ya da ona öyle geldi ama bir koku duyduğu kesindi.küçükken bir koku ya da tad alırsınız ve yıllar sonra bir daha aldığınızda anlar ama tanımlayamazsınız ya,pastel çocuk bu hisle doldu.çok uzaktan geliyordu ses de koku da ve mutluluk veren bir aroması vardı.suratına anlamsız bir sırıtış yerleştirmişti o kadar uzakta olmasına rağmen ve birden pastel çocuk o kımıldamayan renge döndü;

renkte bir değişim yoktu fakat diğer tüm renkler çoğalmaya başlamıştı.bir sürü hisse birden kapıldı pastel çocuk,olduğu yerde dönerek birşeyler karaladı yeryüzüne.

o değişmeyen rengin ruhu olduğunu ve uzaktan gelen sesin de aşk olduğunu anlamıştı.

4 Nisan 2010 Pazar

sesinin koynunda


bir anda yükseldim,süratimden ağlamak istedim ama o kadar yükselmiştim ki gözyaşlarım birinin canını acıtır diye sıktım kendimi.yavaşladım ve bir ses duydum.sesin koynuna girdim ve mışıl mışıl uyudum.

3 Nisan 2010 Cumartesi

yerdeki kabak çekirdeği kabuğuna methiye


uzun zamandır 'uzun zamandır'la başlayan cümleler kurmadığımı farketmişken ve bunu fark etmenin bile rutinden çıkma isteği olduğunu anlamışken birden ayaklarımda ılık bir hava hissettim ve bu ayaklarımdan tüm vücuduma yayıldı.şu zamana kadar vücuduma ve ruhuma bu kadar hızla yayılan her şey o kadar habis tümörlerdi ki bu yayılış beni sersemletmişti.tabi ki başta bunun bir hastalık olduğunu düşündüm her ilkel ve cahil insan gibi fakat o içini ve düşünü asla göremeyeceğim bir ninja gibi birden ortaya çıktı ve ruhumu öptü.insanların 24'e oradan da 60 a falan bölerek tanımlamaya çalıştıkları zaman dilimi içerisinde o kadar kısaydı ki bu öpüş aslında.ruhum durdu,bedenim bu duruşu anlamadı fakat soracak kimsesi de yoktu.aynı anda yerde bir kabak çekirdeği kabuğu gördüler ve birleştiler.ruhum gülüyordu...