18 Haziran 2010 Cuma

gez göz tafracık


görmedin de duymadın da tabi ki

klas biri olmanın tüm ağırlığı göğsüme tünemişken ses çıkaramıyorum tutmayan kehanetler diyarında.yasak savıp o aptal tuşlara basıp ulaşmak ve bağırmak istiyorum ne söyleyeceğini dinlemeden.o zaman anlıyorum ki beni durduran yasak olması değil taksinin dikiz aynasında gördüğüm o gözler.senin gözlerin.

16 Haziran 2010 Çarşamba

duyuyor musun?


evet belki bu bir ses frekansı değil ama...


olanlar olmayanları dövemedi yine.dağ başında küçük bir televizyonla yakalanan küçük bir görüntü,yapılacaklar listemin ilk üçünü bozsa da aslında listenin canı cehenneme.hava bozdu ve görüntü gitti.görüntüdeki sen miydin,senin resmin,başkasının sesi,bir başkasının kalbi miydi anlamadım.anlamamak konu sen olduğunda geçici olmayan bir felce dönüşürken ben çok eskiden tanıdığım ve hala resmine aşık olduğum bir kızın gerçekte çok az tuttuğum elini tutmuş koşuyordum.ta ki dünyanın yuvarlaklığı bizi gizleyene kadar.


görüyor musun?

14 Haziran 2010 Pazartesi

seni bile


gün batana kadar çıkmayı düşünmüyordum ağacın altından.sıcaktan bunalmıştım ama göğsümdeki yara yüzünden üzerimi çıkaramıyordum.aslında görüş alanımda uçan bir kuş,bir böcek bile yoktu ama o yarayı göstermemek bende bir görev olmuştu.terlemek büyük bir sorun değildi.

hava serinleyince yürümeye başladım.aslında köye daha hızlı ulaşabileceğim bir patika vardı ama oradan gittiğimde mutlu oluyordum ve şimdi mutlu olmak istemiyordum.dereyi takip edip kuş sesleriyle yürümektense bozkırda tabanlarımı şişirmeliydim.bunu neden istediğimi düşündüm ama hemen vazgeçtim.düşündüğüm hiç bir şey bana kazandırmamıştı şimdiye kadar.düşünmedim -seni bile-


kendimi kandırmaktan vazgeçtim.beyoğlunda yürüyordum,kalabalıktı ve her şeyi düşünüyordum.tek ortak nokta düşünmenin bana bir şey kazandırmadığıydı

-seni bile-

11 Haziran 2010 Cuma

gönül dönmesi


o zaman dönelim hep atlı karıncanın tek sahipleri olarak ve acı acı gülelim birbirimizi gördüğümüzde.mekanizmayı durdurabilecek tek adam düştüğü foseptikten kurtarılmayı beklerken bulanan midelerimizle bekleyelim.ve fark edelim ki yalnızız atlı karıncada.


sadece o kadar hızlı dönüyor ki karşıda beliren kendi suretimizi görüyoruz.

yanılıyoruz

9 Haziran 2010 Çarşamba

örf


daha isim koymak adeti yokken bu topraklarda bir adet vardı ki bilgeler karşı çıksa da rağbet görüyordu.

ölülerin bedenine gömmeden önce yazılar yazılıyordu.daha çok neden öldüğüne dair.genelde de öldüren yazardı bu yazıları ve ceza diye bir şey de olmadığından yazılar genelde ölüyü suçlayıcı olurdu.bunun mantığı da ölülerin değil kalanların hissedebilmesiydi olan ve biteni.toplum rahat olmak istiyor ve huzursuzluk istemiyordu.ölüler huzursuz olmazdı ki.

o gün ölen kabile üyesinin üzerine yazılan yazı bedeninden çok büyüktü

sığmadı

8 Haziran 2010 Salı

üç

jake ile nasıl tanıştığımızı pek hatırlamıyorum.evlerimiz birbirine çok uzaktı fakat tanıştıktan sonra ortak noktamız hemen ortaya çıkmıştı:bowling
her gün oynuyorduk.ülkede başka bowling oynamayı bilen yoktu.sayılar da olmadığından galip diye bir şey de yoktu ve hep berabere bitiyordu maçlar.bu sayede herkes birbini severdi ülkede.en çok da jake ve ben.atık tüm günümüz bowlingle geçiyordu
bir gün bir oyun sırasında jake evlenmeye karar verdiğini söyledi.çok alelade söylemişti ve şaşırmamıştım sadece bunun oyun trafiğimizi etkileyeceğini düşünmüş ve üzülmüştüm.güzel bir kadınla evlenmişti jake ve tahmin ettiğim gibi daha az oynuyorduk.ama bowling oynamak daha iyi geliyor bana derdi.
fakat karısı böyle düşünmüyordu ve bilirsiniz ilişki krallıkları bile devirebilen birşeydir.artık huysuzluk yapıyordu ve jake de kadına hak vemeye başlamıştı.jake arada gizlice kaçıyor ve kadının uykusunun ağırlığından fadalanıyordu fakat artık çok da zevk almıyordu oyundan.bazen jake in evine gidip ışıkları yanıyor mu diye bakıyordum,birkaç kişiye bowling oynamayı öğetmeyi düşündüm ama vazgeçtim.o oyun jake ile güzeldi
sonra bir gün jake bana geldi.elinde bowling topu yoktu.karısının salona gidip bizim gizlice onadığımızı öğendiğinden bahsetti ve bundan o kadar alelade bir şey gibi bahsetti ki kırıldım.karısına dönmesini söyledim kırgınlığımı kızgınlık gibi giydirerek.

o gün eve dönerken yolda hiç fark etmediğim huzurevini gödüm ve orada öleceğimi anladım.jake güzel karısıyla yaşlanacaktı muhtemelen.eve döndüm ve bowling topumu alıp bir saksının üzerine koydum.üç deliğine de birer çiçek koydum,yanıma alıp tv yi açtım.ülkede sayıların serbest bırakıldığı bahsediliyordu haberlerde.

en çok da üçün...

6 Haziran 2010 Pazar

ay


aya aşık olmuştum


tabi ki herkes vazgeçirmeye çalıştı.ne kadar ışıltılı ve ulaşılmaz olduğunu anlatmaya çalıştılar.yolunda ölebileceğimden salak olduğuma kadar bir çok yorum yapıldı ve hep sustum.çünkü iyi geliyordu bana ve güneşten bile soğutmuştu ışığını ondan aldığını bilmeme rağmen.

gidecektim.kararlılığım beni hatta onu korkutmuştu.gördüğüm aydınlık kısmından çok karanlık yüzünü anlatmaya çalışıyordu bana ama ben o tarafını hiç görmeyeceğimi söylüyor ve o zaman bunun mutsuzluğuma sebep olmasını anlamsız buluyordum.ışığı davetkardı ve yine de gidecektim.gittim de..


karanlık yüzünde gördüklerimi anlatmayacağım size çünkü benim gördüklerim sizin algınızla birleştiğinde o ve benim aramızda pek özel bir şey kalmayacak ki aramızdakiler zaten azıcıkken onun deyimiyle.sadece size şu anı anlatabilirim


dönüyorum.dünyam eski dünyam olmadığı gibi rotam da aynı değil.ayın etrafından dolaşıyorum dünyaya dönmek için hem de el bile sallayamayacağım kadar uzağından.yakıtım yetmeyebilir ama buna mecburum.

siz sadece aydınlık yüzünü gördüğünüz için sevmelisiniz onu,ben karanlık yüzünü gördükten sonra bile seviyorsam


değil mi?