13 Ağustos 2010 Cuma

bugün

gel demenin en naif şeklini ararken kabalaşmıştı.gel'in karşılığının aslında git olmadığını düşündü,gel'in karşıtı burukluktu çoğunlukla.uyumak yine anlamsız bir hal almıştı ancak uyandığında yalnızlığını farkedebildiğin için.terinin tuzunu hissetti ve sağ kolunu bırakıverdi yatağın üzerine.sol kolu uyuduğunda düştü ancak 

11 Ağustos 2010 Çarşamba

enselenmek

şu an fark ettim ki çaresizce yakalanan adam gözünüzün önüne geldiğinde ensesinden yakalanmış oluyor ve enselenmek de buradan geliyor olmalı.şu an fark etmedim ki ben aslında çok sıkılmışım.enselenmeden girebileceğim oda ısısında bir kovuk çağırıyor mu çağırmıyor mu beni anlamazken bunu çok da düşünme dedin sen bana.hem çok düşünmek için çok yeni hem de düşünmemen için çok eskiyim.

kafam karışmadı.birkaç duyum hareketlendi ama kaldılar öylece.

şüpheli duyular

6 Ağustos 2010 Cuma

takat


sıcağa rağmen hızlı geçiyordu zaman.televizyon karşısında yüksek atlamanın fiziksel olarak mantığını çözmeye çalıştığım bir başka gecede bavulumu toplayıp gidebileceğim yerlerin sayısının ne kadar çok ama gitmek istediğim yerlerin ne kadar az olduğunu düşündüm.

vazgeçileli ve özlenmeyeli çok olmuştu.o iki, biz üç olup matematiğim şaşalı da.birkaç heykel öpmüştüm kokularını almadan,kokumu vermeden,şımartmadan ve üzmeden.


eriyorum ve dolaba koyduğunda  eski şeklimden başka bir şey olarak düzeleceğim cebinde eriyen bir çikolata gibi

1 Ağustos 2010 Pazar

gölgelerin gücüne gidenler

sıcaktı.vantilatörü gölgeme yöneltmiştim o daha kötü durumdadır diye.zaten ona karşı mahçuptum son zamanlar.gittiğim her yere gitmek istiyor muydu ki? hiç söz hakkı tanımadığım biriydi o.belki de sarışındı.sevdiğim hiç bir kadının gölgesini sevmemiş,babamın gölgesine baba dememişti belki de.koşmak istediğimde durmak istemiş de olabilirdi.acıkmadan kaç kere yemek yedi acaba benim yüzümden?

bunları yazana kadar güneşin iyice ilerlemesiyle büyüyen gölgeme baktım ve fark ettim ki ışığı kapattığım anda özgürdü o.nereye gittiğini ve ne yaptığını da bilmiyordum.vicdan yapmayı bırakıp asıl mağdurun ben olduğuma karar verdim.o özgür kalabiliyordu.


biraz daha büyüdü.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

soru işaretinin de noktası var

durduğumdan beri -dur dediğin için- kaç kere ters düz ettim şilteyi uyumadan sırf dönüp duruyorum diye üzerinde? uyuduğumdaysa kaç sabah aramadım seni o şiltenin bir ucunda ?

kızmadım mı sanıyorsun o şehirleri,senin ve benim yaşadığımız şehirleri dere yataklarının kenarına yaptıkları için?boğulmadım mı her taştığında dereler küçük bentlerimizi alaşağı ettiğinde?ve sıkılmadım mı sanıyorsun her cümlemin sonuna soru işareti koymaktan..

23 Temmuz 2010 Cuma

oralı bile değilsem nereliyim?


        sırf sana benziyor diye sırf'a aşık olmuştum ve aramız da iyiydi.istediğim zaman bir yere sırf yazabiliyordum ve dünyanın en güzel şeyi değil miydi birinin sadece sen istediğinde yanında olması?tadını çıkarıyordum ama çok da alışmamaya çalışıyordum.sırf mutlu muydu bilmiyordum ama senin de mutluluğundan emin değildim ve bu da bir başka benzer yönünüzdü.

         bütün hikayeyi -di li geçmiş zamanda yazmama rağmen hala sırf a aşığım

22 Temmuz 2010 Perşembe