2 Mart 2010 Salı

sabaha karşı

dağa girmeyi reddedememiştim çünkü dış dünyada anlamlı pek bir şey kalmamıştı.soğuk ve sessizdi burası,günlerdir sadece düşünüyordum.karanlık olduğu için bakabileceğim bir şey de yoktu.garip olansa varlığımı hiç sorgulamamam oldu.yok olmak bana göre değildi bunu anladım.
birden anlamadığım bir yerden küçük bir pencere açıldı.o an duymak istediğim tek ses,dünyanın en güzel sesi geldi
'ne yapıyorsun?'
aslında bu hiç onun soru tarzı değildi.genelde önce nasıl olduğumu sorardı ama nasıl olduğumu zaten biliyordu çünkü o da aynı şeyleri hissediyordu.küçük pencereden onu hiç göremememe rağmen onu duymanın verdiği hazla ısındım.gözlerim günlerdir bir şey görmediğinden biraz kamaşmıştı.

elis'le tanıştığımdan beri en duygusal ve en doğal konuşmamızı yaptık o sabaha karşı.pencereyi kapattığında o beni sonsuza kadar kazandığını biliyordu,ben de aşkımı sonsuza kadar kaybettiğimi...

1 Mart 2010 Pazartesi

mart

uyandım ve değişen birşey yoktu.yine inşaat sesleri,yine mutsuz haberler,üzücü yazılar ve güneş biraz olsun yüzünü gösterdi diye mutlu olan insanlar.şubattan daha uzun bu ay.kedi de olmadığıma göre pek bir özelliği yok.hayatım gibi

dağ

              'içeri gir' dedi yanında uyuz bir köpek olan sakallı adam.gir dediği yer bir dağa gizlenmiş bir odaydı ve kapıyı nasıl açtığını bile anlamamıştım.içerisi çok karanlıktı ayrıca ve reddettim tabi ki.korkmamıştım ondan fakat karşılaştığımız andan itibaren başım ağırmaya başlamıştı hayatımda ilk kez.zorlanıyordum.

              sen çiçek katili değil misin?dedi

             ürperdim.nasıl bilebilirdi ki?ben bile ne olduğunu tam olarak anlamamıştım.baş ağrım artmaya başladı.yıllardır kaçaktım ve blöfü öğrenmiştim.

            uyduruyorsun be adam.ben çiçek bile sevmem dedim

            çiçeği kopardıktan sonra sana doğru gelen sürünün çobanıydım ben dedi.kulaklarım keskindir,duydum konuştuklarınızı,sonra seni takip ettim.onu yaşatmak için yaptıklarını gördüm ve çok eğlendim.

           yumruğumu sıktım.söyledikleri değildi beni tahrik eden sadece çiçekle diyaloğum hayatımın en masum şeyiydi ve mahrem hissediyordum.kızdığımı anladı ve devam etti;

           yeryüzünde bu konuda artık yapacak birşeyin kalmadı.bu dağın içine girmelisin ve orada yaşamalısın artık çünkü adalet bunu istiyor,en önemlisi çiçek de bunu isterdi.

           çiçeği bulup sormak istedim ama nefretinden korktum.dağın eteğine oturdum ve bir şarkı söyledim.esen hafif rüzgarla ve çiçekle ilgili bir şarkı.

27 Şubat 2010 Cumartesi

kızgın burus


              dövüştük,hırsımızı alamadık,tekrar dövüştük,tanrı baktı ve güldü.sen baktın ve görmedin.ben baktım ve sustuk.

26 Şubat 2010 Cuma

özel idare


          bugün birine özel olduğunu hissettirin.ama yalandan olmasın.sadece ondan ekmek aldığınızı bakkalınıza söylemek bile olabilir.

24 Şubat 2010 Çarşamba

internete sövgü



zaten zor iletişen zamanlarımdayken,daha doğrusu iletişime başlamak ve bitirmek anlarında eskisinden farklı olmaya çalışırken beni maymun ettin bu gece sevgili internet.sen yokken daha az şey biliyordum belki ama hayatım daha samimiydi kesinlikle.ama biliyorsun değil mi bir gün seni de unutacağımı?

bunu da yayınlatmazsın sen şimdi.