11 Mart 2010 Perşembe

bildiğimi okudum ve bunu yazdım


           tatlı tatlı konuştu.ortaokuldaydık ve birbirimize olan sevgimizi nefret gibi gösterme yarışı içinde sürükleniyorduk.nereye kadar,ne zamana kadar sorularının cevabı yokken bir adam çıkageldi ve soruları kendine değil ona sor dedi ve ben adam haklı dedim ama bildiğimi okudum.çok az şey okuyordum ve bildiğim de okuduğum en bana ait şeydi.

           şu an kaç kişi mutludur acaba diye düşünüp yatacağım

8 Mart 2010 Pazartesi

yan yana


            aslında...neyse

5 Mart 2010 Cuma

bugün


senin gözyaşların bile renkli.o yüzden dilini hiç bilmediğim ve ilk kez gittiğim bir ülkede olmama rağmen bu kadar rahat hissediyorum.

2 Mart 2010 Salı

sabaha karşı

dağa girmeyi reddedememiştim çünkü dış dünyada anlamlı pek bir şey kalmamıştı.soğuk ve sessizdi burası,günlerdir sadece düşünüyordum.karanlık olduğu için bakabileceğim bir şey de yoktu.garip olansa varlığımı hiç sorgulamamam oldu.yok olmak bana göre değildi bunu anladım.
birden anlamadığım bir yerden küçük bir pencere açıldı.o an duymak istediğim tek ses,dünyanın en güzel sesi geldi
'ne yapıyorsun?'
aslında bu hiç onun soru tarzı değildi.genelde önce nasıl olduğumu sorardı ama nasıl olduğumu zaten biliyordu çünkü o da aynı şeyleri hissediyordu.küçük pencereden onu hiç göremememe rağmen onu duymanın verdiği hazla ısındım.gözlerim günlerdir bir şey görmediğinden biraz kamaşmıştı.

elis'le tanıştığımdan beri en duygusal ve en doğal konuşmamızı yaptık o sabaha karşı.pencereyi kapattığında o beni sonsuza kadar kazandığını biliyordu,ben de aşkımı sonsuza kadar kaybettiğimi...

1 Mart 2010 Pazartesi

mart

uyandım ve değişen birşey yoktu.yine inşaat sesleri,yine mutsuz haberler,üzücü yazılar ve güneş biraz olsun yüzünü gösterdi diye mutlu olan insanlar.şubattan daha uzun bu ay.kedi de olmadığıma göre pek bir özelliği yok.hayatım gibi

dağ

              'içeri gir' dedi yanında uyuz bir köpek olan sakallı adam.gir dediği yer bir dağa gizlenmiş bir odaydı ve kapıyı nasıl açtığını bile anlamamıştım.içerisi çok karanlıktı ayrıca ve reddettim tabi ki.korkmamıştım ondan fakat karşılaştığımız andan itibaren başım ağırmaya başlamıştı hayatımda ilk kez.zorlanıyordum.

              sen çiçek katili değil misin?dedi

             ürperdim.nasıl bilebilirdi ki?ben bile ne olduğunu tam olarak anlamamıştım.baş ağrım artmaya başladı.yıllardır kaçaktım ve blöfü öğrenmiştim.

            uyduruyorsun be adam.ben çiçek bile sevmem dedim

            çiçeği kopardıktan sonra sana doğru gelen sürünün çobanıydım ben dedi.kulaklarım keskindir,duydum konuştuklarınızı,sonra seni takip ettim.onu yaşatmak için yaptıklarını gördüm ve çok eğlendim.

           yumruğumu sıktım.söyledikleri değildi beni tahrik eden sadece çiçekle diyaloğum hayatımın en masum şeyiydi ve mahrem hissediyordum.kızdığımı anladı ve devam etti;

           yeryüzünde bu konuda artık yapacak birşeyin kalmadı.bu dağın içine girmelisin ve orada yaşamalısın artık çünkü adalet bunu istiyor,en önemlisi çiçek de bunu isterdi.

           çiçeği bulup sormak istedim ama nefretinden korktum.dağın eteğine oturdum ve bir şarkı söyledim.esen hafif rüzgarla ve çiçekle ilgili bir şarkı.

27 Şubat 2010 Cumartesi

kızgın burus


              dövüştük,hırsımızı alamadık,tekrar dövüştük,tanrı baktı ve güldü.sen baktın ve görmedin.ben baktım ve sustuk.