3 Temmuz 2010 Cumartesi

bir gün


küçük güvercinin ayağına o notu bağlamadan önce hiç düşünmedim.içimden geldiği gibi davranmak orta denilen bu yaşlara kadar hiç işime yaramamışken belki de çok ortada değildir o dedim ve o ince ayağa iliştirdim notu.nasıl olsa emily nin yanındaydın ve sorun olmazdı.konuşamadığım ama güzel bakan bir hayvanın insiyatifine bırakmıştım o büyük aşkımı.belki de uzak olduğundan büyüklüğünü kestiremiyorumdur.bu keşmekeşe girmeyeceğim.

yazdıklarım mı yoksa sildiklerim mi daha çok bok ediyor hayatımı diye düşünürken sildiklerimin bunun farkında olmadığını anladım.sen,sen ve sen bittiniz dedim açık açık.bir tek ona diyemedim ki hala bunları yazıyorum.bir gün o da biterse yazmayacağım.yazmak içten gelen bir iş olarak durabilen bir fiil olmasa da ..


kaç bakalım.


1 Temmuz 2010 Perşembe

köpek çözümleri (renksiz)


yoz, yobaz ve işe yaramazım artık.hala yaptığım bazı şeylere hayranlıkla bakanlar olsa da bu haklarında ne düşündüğümü bilmediklerindendir.

aşk tatlı ve aynı zamanda dilimi boyayan bir şekerdi.dil çıkarmayı pek sevmediğimden anlamadı insanlar,-anlamadın-.yorulduğumda dilim çıktı sadece dışarıya bir köpek gibi.köpekler gururlu hayvanlardır genelde,benzemekten gocunmam.bir köpek bunu anlasa o da gocunmazdı.

hep kaçıkları sevdim.dost edinirken ise hep aklıselimleri.bunu bir öğüt olarak tutturabilirim bedenlerinizin bir köşesine ama yapmam.öğütleri zaman öğütür.


ya şeker yememek lazım ya da yorulmamak.



29 Haziran 2010 Salı

hırsız burus

ilk kez mi bir fahişeyle yatıyorsun?dedi

sen fahişe misin?diye şaşırarak sordum

bana öyle hissettirdin dedi.düşündüm haklıydı.adı bile aklıma üçüncü denemede gelmişti oysa bir haftadır tanışıyorduk.

kafam karışık biraz demek istedim ama sonra bir amerikan filmine çevirmeyeyim diyaloğu diye vazgeçtim.özür de dilemedim.sustum

fahişe gibi hisseden bir kadına göre fazla sakindi.paranoya yapmamak için vücut duruşuna baktım ama rahattı.bir an onun hayal olduğunu düşündüm.

sigara içmemen çok sıkıcı

diyince irkildim.

ibonun evde bıraktığı paket geldi aklıma.kalkıp alırken iç çamaşırı giyme ihtiyacı duydum.kadına karşı dikkatli davranma içgüdüsüyle dolmuştum.sanki sürekli beni izliyordu oysa kadının umrunda değildim .erkek salaklığıyla çaktırmamaya çalıştığını düşünüp egomu indirmedim.yürürken bana bakıyor muydu?

sigarayı uzattım.ateş bulamayınca başka bir kadın için biriktirdiğim renkli kibritlerden birine uzandı.itiraz etmek istedim ama o kibritlerin sonsuza kadar bende kalacağına dair bir bakış attı bana.ya da ben öyle gördüm.yaktı.


sabah bacağa giren o iğrenç kramplardan biriyle uyandım.gitmişti.aslında hiç gelmemiş gibiydi.sadece küçük bir not bırakmıştı.



bedelini ödeyemeyeceksen satın almaya çalışma

çalmayı dene...



26 Haziran 2010 Cumartesi

kupa


daha öylesine olsun diye ısınmadan daldım sahaya.rakip kimdi,benim takımımda kim vardı düşünmedim bile. bana at! diye bağırıp duruyordum mahallenin göt çocuğu gibi.dayanamadılar bağrışıma ve attılar topu önüme doğru.koşuyordum sadece 


ıskalamıştım.birden gökyüzü yemyeşil oldu.aslında o gördüğümün çimenler olduğunu anladığımda gülümsedim ve gökyüzüne düşmeyi bekledim.kafa üstü düşmek istiyordum ki iyice canım yansın.yansın ki bir daha oynamayayım.sol omzumun üzerine düştüm ve köprücük kemiğimin kırıldığını duydum.hissetmedim

ıskaladığımda lifim de atmıştı ve onu da hissetmemiştim.hastanede yatmak istemedim çünkü hastalık içimdeydi vücudumda değil.bir daha oynamayacaktım.oyuna olan aşkım vücuduma olanın önüne geçmeyecekti.


o çok istediğim kupaya bir kez daha baktım.başka birinin elinde yükseliyordu.yorulmuş,yaşlanmış ve kıyaslanmıştım

bir daha oynayamayacaktım.

24 Haziran 2010 Perşembe

ucu görmek

elimde kaynak makinasıyla şuursuzca giriştim bizi bağladığını düşündüğüm zincire.görebildiğim,ulaşabildiğim kadarını tamir edecektim.sıcaktı ve üşüyordum

bu kadar mı küçük beyinlisin?

dedi ama sorudan çok cevabını bildiğimiz bir edayla sormuştu.başımı önüme eğdim


zincirin ucu onda değildi.görmek istemiyordum sadece..

21 Haziran 2010 Pazartesi

du var


boy boy afişlerini görmemek için hepsini yırtmak mı duvarları bile yıkmak mı lazım diye düşünürken uyuyakalmışım.uyandığımda yanımda yoktun tıpkı uyumadan önce olduğu gibi.ve hiç kimse gurur duymadı bugün benimle kalbim kırık diye.

19 Haziran 2010 Cumartesi

çerçi

aslında tam bir çerçi sayılmazdı

boynuna astığı küçük camekanlı bir kutusu vardı.normalde diğer çerçilerin eşşekleri olduğu için köyün çocukları ona yayan çerçi diye isim takmışlardı.çocukların en sevdiği ama aynı zamanda en çok dalga geçtikleri adamdı o.kimse adını da bilmiyordu,soranlara her defasında ayrı bir isim söylediğinden artık kimse ilgilenmiyordu bu durumla.köyün hemen dışındaki evine giden de olmamıştı.

yine düşe kalka yürüyordu.aşık olduğu kadın yıllar önce ona mutluluğun çok yakınında olduğunu ama göremediğini söylemişti.çerçi düz mantıklıydı ve doktora gidip yakını göremediğini söylemiş,doktor da ona bir okuma gözlüğü vermişti.yıllardır o gözlüğü takıyordu ve gözleri bozulmuştu tabi.haftada bir kasabaya gidip mal alacağı zaman köyden insanlar yardım ediyorlardı.köyde ise her yeri adım hesabı ezberlediği için zorlanmazdı.dükkanı karnına yapışık bir camekandı ve ne kadar zor olabilirdi ki?

bir gün çerçiyi bir incir ağacının yanında ölü buldular.gözlükleri yoktu ve camekanı da kırıktı.yanında da bir not vardı:


gözlüğü aramayın,bir işe yaradığı yok.