2 Eylül 2010 Perşembe

eylül


havadan sudan konuşurken gülen yanın sustuğunda ben anladım ki hava ve susuz da yaşayabiliyoruz bu topraklarda.hava aramızdaki tek katman olarak ciğerlerimizi doldurduğunda içindeki havayı almıştım içime ve soluksuz kalmıştım sen gözlerime gözbebeklerini titreterek bakarken.lensler beni yanıltmak için icad edilmiş ve karşıma dikilmiş birer yeldeğirmeniydi ve sen değirmen olduğunu kabul ediyor ama rüzgaıma güvenmiyordun.birkaç küçük anıyı yanıma aldım ve döke döke yürüdüm susuz topraklarda belki izlerimi takip edersin diye.

31 Ağustos 2010 Salı

o kadar da


'o kadar da değil' in en çok kullandığım laf olduğu günlerde 'o kadar' olduğunu iddia edenler,'o kadar' mı acaba? diye kararsız kaldıklarım ve ben oturmuştuk güzel bir ağacın gölgesine.senli benli olduklarım ve sizli bizli olduklarım haremlik selamlık oturmuşlardı ve diğerleriyle ilgilenmiyorlardı.benimle de.sevmiştim bazılarını ne yalan söyleyeyim,belki onlar da beni.sevgi bitebilen bir şeydi, başlayabildiği için hiç şüphesiz.konuştuk ve sustuk,biz susunca kuşlar konuştu,onlarınki daha iyi bir muhabbetti muhtemelen.gölge hepimize yetmeyince kalktık ve kuşlar da uçtu.

düşündüm de ağaç aslında 'o kadar' da güzel değildi

28 Ağustos 2010 Cumartesi

judith ve ben

kayalıklarda oturuyorduk.aslında hep iskelede otururduk ama şimdi iskeleyi yıkıyorlardı.yıllardır kasabanın tüm aşklarının yeşillendiği iskele artık olmayacaktı.

judith az önce bana beni sevmediğini söylemişti.inandırıcıydı.zaten inancımıza göre aşk denizin görmediğimiz bölümünden gelir ve bir esintiyle kalplerimize yerleşirdi.sevmediğini söylüyorsa esintiyi hissetmemişti ve ne yapabilirdim ki?

ayaklarımıza arada sırada değen dalgalarla oynuyorduk judith ve ben.iskeleyi izliyorduk bir yandan da.muhtemelen şimdi elinde balyozla onu yıkan adam da kadınıyla orada buluşmuş,denizden gelecek esintiyi beklemişti.suratında memnuniyetsizlikle vuruyordu tahtalara.

judith ve ben ayrılacaktık az sonra.hiç sarılmamamıza rağmen üzerimde bir saç telini buldum.hemen rüzgara verdim onu



bizi kavuşturmayan rüzgara.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

görsel güç



belki bu kadar fark yoktu ama fark edebileceğim kadar özlemiştim.şeftalim bittikten sonra uyudum.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

az


küçük nefesimin iki olduğu an unutturdun sen bana üzerime çevrili namluları -boş olduklarını bilsem de- ve tavır almış ve bedelini ödememiş bedenleri de unutturdun.

anlamlar yüklememek bedenimin ilk tepkisidir


korkma

13 Ağustos 2010 Cuma

bugün

gel demenin en naif şeklini ararken kabalaşmıştı.gel'in karşılığının aslında git olmadığını düşündü,gel'in karşıtı burukluktu çoğunlukla.uyumak yine anlamsız bir hal almıştı ancak uyandığında yalnızlığını farkedebildiğin için.terinin tuzunu hissetti ve sağ kolunu bırakıverdi yatağın üzerine.sol kolu uyuduğunda düştü ancak 

11 Ağustos 2010 Çarşamba

enselenmek

şu an fark ettim ki çaresizce yakalanan adam gözünüzün önüne geldiğinde ensesinden yakalanmış oluyor ve enselenmek de buradan geliyor olmalı.şu an fark etmedim ki ben aslında çok sıkılmışım.enselenmeden girebileceğim oda ısısında bir kovuk çağırıyor mu çağırmıyor mu beni anlamazken bunu çok da düşünme dedin sen bana.hem çok düşünmek için çok yeni hem de düşünmemen için çok eskiyim.

kafam karışmadı.birkaç duyum hareketlendi ama kaldılar öylece.

şüpheli duyular