17 Eylül 2010 Cuma

15 Eylül 2010 Çarşamba

kaç?

kaçıyordu.

kaçılacak bir adam değildim öpülecek bir adam da değildim ama öpmüştü.öpmek önemliydi ve bunu ona da söylemiştim.her kadını öpmüyordum ,öptüklerimden bazıları da gerçek kadınlar değildiler.

kızıyordu bana.kızdığı ben değildim aslında,benim hala var olmamdı.olmamalıydım çünkü öylesine bilmişti ve öylesine dik kafalıydı ki,sen! dediğimde hayır sen! diyordu


kolumu göğsünün üzerine koydum.benim kafamda gitmemesi,onun kafasında ısınması içindi o kol

12 Eylül 2010 Pazar

git ki


alnımdan öptü.ayrılık öpücüğü hissiyatında ama aslında varlığını anlatan bir öpücüktü.hani eskilerin buse dediğinden.kafamı karıştırdı ve az önce öptüğü yer kırıştı.korkmadım,eceli bilemem ama korkunun gidene faydası yoktu.ecelle tek benzerliğiyse; giden de gideceğini söylemiyordu.

2 Eylül 2010 Perşembe

eylül


havadan sudan konuşurken gülen yanın sustuğunda ben anladım ki hava ve susuz da yaşayabiliyoruz bu topraklarda.hava aramızdaki tek katman olarak ciğerlerimizi doldurduğunda içindeki havayı almıştım içime ve soluksuz kalmıştım sen gözlerime gözbebeklerini titreterek bakarken.lensler beni yanıltmak için icad edilmiş ve karşıma dikilmiş birer yeldeğirmeniydi ve sen değirmen olduğunu kabul ediyor ama rüzgaıma güvenmiyordun.birkaç küçük anıyı yanıma aldım ve döke döke yürüdüm susuz topraklarda belki izlerimi takip edersin diye.

31 Ağustos 2010 Salı

o kadar da


'o kadar da değil' in en çok kullandığım laf olduğu günlerde 'o kadar' olduğunu iddia edenler,'o kadar' mı acaba? diye kararsız kaldıklarım ve ben oturmuştuk güzel bir ağacın gölgesine.senli benli olduklarım ve sizli bizli olduklarım haremlik selamlık oturmuşlardı ve diğerleriyle ilgilenmiyorlardı.benimle de.sevmiştim bazılarını ne yalan söyleyeyim,belki onlar da beni.sevgi bitebilen bir şeydi, başlayabildiği için hiç şüphesiz.konuştuk ve sustuk,biz susunca kuşlar konuştu,onlarınki daha iyi bir muhabbetti muhtemelen.gölge hepimize yetmeyince kalktık ve kuşlar da uçtu.

düşündüm de ağaç aslında 'o kadar' da güzel değildi

28 Ağustos 2010 Cumartesi

judith ve ben

kayalıklarda oturuyorduk.aslında hep iskelede otururduk ama şimdi iskeleyi yıkıyorlardı.yıllardır kasabanın tüm aşklarının yeşillendiği iskele artık olmayacaktı.

judith az önce bana beni sevmediğini söylemişti.inandırıcıydı.zaten inancımıza göre aşk denizin görmediğimiz bölümünden gelir ve bir esintiyle kalplerimize yerleşirdi.sevmediğini söylüyorsa esintiyi hissetmemişti ve ne yapabilirdim ki?

ayaklarımıza arada sırada değen dalgalarla oynuyorduk judith ve ben.iskeleyi izliyorduk bir yandan da.muhtemelen şimdi elinde balyozla onu yıkan adam da kadınıyla orada buluşmuş,denizden gelecek esintiyi beklemişti.suratında memnuniyetsizlikle vuruyordu tahtalara.

judith ve ben ayrılacaktık az sonra.hiç sarılmamamıza rağmen üzerimde bir saç telini buldum.hemen rüzgara verdim onu



bizi kavuşturmayan rüzgara.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

görsel güç



belki bu kadar fark yoktu ama fark edebileceğim kadar özlemiştim.şeftalim bittikten sonra uyudum.