26 Haziran 2010 Cumartesi

kupa


daha öylesine olsun diye ısınmadan daldım sahaya.rakip kimdi,benim takımımda kim vardı düşünmedim bile. bana at! diye bağırıp duruyordum mahallenin göt çocuğu gibi.dayanamadılar bağrışıma ve attılar topu önüme doğru.koşuyordum sadece 


ıskalamıştım.birden gökyüzü yemyeşil oldu.aslında o gördüğümün çimenler olduğunu anladığımda gülümsedim ve gökyüzüne düşmeyi bekledim.kafa üstü düşmek istiyordum ki iyice canım yansın.yansın ki bir daha oynamayayım.sol omzumun üzerine düştüm ve köprücük kemiğimin kırıldığını duydum.hissetmedim

ıskaladığımda lifim de atmıştı ve onu da hissetmemiştim.hastanede yatmak istemedim çünkü hastalık içimdeydi vücudumda değil.bir daha oynamayacaktım.oyuna olan aşkım vücuduma olanın önüne geçmeyecekti.


o çok istediğim kupaya bir kez daha baktım.başka birinin elinde yükseliyordu.yorulmuş,yaşlanmış ve kıyaslanmıştım

bir daha oynayamayacaktım.

24 Haziran 2010 Perşembe

ucu görmek

elimde kaynak makinasıyla şuursuzca giriştim bizi bağladığını düşündüğüm zincire.görebildiğim,ulaşabildiğim kadarını tamir edecektim.sıcaktı ve üşüyordum

bu kadar mı küçük beyinlisin?

dedi ama sorudan çok cevabını bildiğimiz bir edayla sormuştu.başımı önüme eğdim


zincirin ucu onda değildi.görmek istemiyordum sadece..

21 Haziran 2010 Pazartesi

du var


boy boy afişlerini görmemek için hepsini yırtmak mı duvarları bile yıkmak mı lazım diye düşünürken uyuyakalmışım.uyandığımda yanımda yoktun tıpkı uyumadan önce olduğu gibi.ve hiç kimse gurur duymadı bugün benimle kalbim kırık diye.

19 Haziran 2010 Cumartesi

çerçi

aslında tam bir çerçi sayılmazdı

boynuna astığı küçük camekanlı bir kutusu vardı.normalde diğer çerçilerin eşşekleri olduğu için köyün çocukları ona yayan çerçi diye isim takmışlardı.çocukların en sevdiği ama aynı zamanda en çok dalga geçtikleri adamdı o.kimse adını da bilmiyordu,soranlara her defasında ayrı bir isim söylediğinden artık kimse ilgilenmiyordu bu durumla.köyün hemen dışındaki evine giden de olmamıştı.

yine düşe kalka yürüyordu.aşık olduğu kadın yıllar önce ona mutluluğun çok yakınında olduğunu ama göremediğini söylemişti.çerçi düz mantıklıydı ve doktora gidip yakını göremediğini söylemiş,doktor da ona bir okuma gözlüğü vermişti.yıllardır o gözlüğü takıyordu ve gözleri bozulmuştu tabi.haftada bir kasabaya gidip mal alacağı zaman köyden insanlar yardım ediyorlardı.köyde ise her yeri adım hesabı ezberlediği için zorlanmazdı.dükkanı karnına yapışık bir camekandı ve ne kadar zor olabilirdi ki?

bir gün çerçiyi bir incir ağacının yanında ölü buldular.gözlükleri yoktu ve camekanı da kırıktı.yanında da bir not vardı:


gözlüğü aramayın,bir işe yaradığı yok.


18 Haziran 2010 Cuma

gez göz tafracık


görmedin de duymadın da tabi ki

klas biri olmanın tüm ağırlığı göğsüme tünemişken ses çıkaramıyorum tutmayan kehanetler diyarında.yasak savıp o aptal tuşlara basıp ulaşmak ve bağırmak istiyorum ne söyleyeceğini dinlemeden.o zaman anlıyorum ki beni durduran yasak olması değil taksinin dikiz aynasında gördüğüm o gözler.senin gözlerin.

16 Haziran 2010 Çarşamba

duyuyor musun?


evet belki bu bir ses frekansı değil ama...


olanlar olmayanları dövemedi yine.dağ başında küçük bir televizyonla yakalanan küçük bir görüntü,yapılacaklar listemin ilk üçünü bozsa da aslında listenin canı cehenneme.hava bozdu ve görüntü gitti.görüntüdeki sen miydin,senin resmin,başkasının sesi,bir başkasının kalbi miydi anlamadım.anlamamak konu sen olduğunda geçici olmayan bir felce dönüşürken ben çok eskiden tanıdığım ve hala resmine aşık olduğum bir kızın gerçekte çok az tuttuğum elini tutmuş koşuyordum.ta ki dünyanın yuvarlaklığı bizi gizleyene kadar.


görüyor musun?

14 Haziran 2010 Pazartesi

seni bile


gün batana kadar çıkmayı düşünmüyordum ağacın altından.sıcaktan bunalmıştım ama göğsümdeki yara yüzünden üzerimi çıkaramıyordum.aslında görüş alanımda uçan bir kuş,bir böcek bile yoktu ama o yarayı göstermemek bende bir görev olmuştu.terlemek büyük bir sorun değildi.

hava serinleyince yürümeye başladım.aslında köye daha hızlı ulaşabileceğim bir patika vardı ama oradan gittiğimde mutlu oluyordum ve şimdi mutlu olmak istemiyordum.dereyi takip edip kuş sesleriyle yürümektense bozkırda tabanlarımı şişirmeliydim.bunu neden istediğimi düşündüm ama hemen vazgeçtim.düşündüğüm hiç bir şey bana kazandırmamıştı şimdiye kadar.düşünmedim -seni bile-


kendimi kandırmaktan vazgeçtim.beyoğlunda yürüyordum,kalabalıktı ve her şeyi düşünüyordum.tek ortak nokta düşünmenin bana bir şey kazandırmadığıydı

-seni bile-