28 Ağustos 2010 Cumartesi

judith ve ben

kayalıklarda oturuyorduk.aslında hep iskelede otururduk ama şimdi iskeleyi yıkıyorlardı.yıllardır kasabanın tüm aşklarının yeşillendiği iskele artık olmayacaktı.

judith az önce bana beni sevmediğini söylemişti.inandırıcıydı.zaten inancımıza göre aşk denizin görmediğimiz bölümünden gelir ve bir esintiyle kalplerimize yerleşirdi.sevmediğini söylüyorsa esintiyi hissetmemişti ve ne yapabilirdim ki?

ayaklarımıza arada sırada değen dalgalarla oynuyorduk judith ve ben.iskeleyi izliyorduk bir yandan da.muhtemelen şimdi elinde balyozla onu yıkan adam da kadınıyla orada buluşmuş,denizden gelecek esintiyi beklemişti.suratında memnuniyetsizlikle vuruyordu tahtalara.

judith ve ben ayrılacaktık az sonra.hiç sarılmamamıza rağmen üzerimde bir saç telini buldum.hemen rüzgara verdim onu



bizi kavuşturmayan rüzgara.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

görsel güç



belki bu kadar fark yoktu ama fark edebileceğim kadar özlemiştim.şeftalim bittikten sonra uyudum.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

az


küçük nefesimin iki olduğu an unutturdun sen bana üzerime çevrili namluları -boş olduklarını bilsem de- ve tavır almış ve bedelini ödememiş bedenleri de unutturdun.

anlamlar yüklememek bedenimin ilk tepkisidir


korkma

13 Ağustos 2010 Cuma

bugün

gel demenin en naif şeklini ararken kabalaşmıştı.gel'in karşılığının aslında git olmadığını düşündü,gel'in karşıtı burukluktu çoğunlukla.uyumak yine anlamsız bir hal almıştı ancak uyandığında yalnızlığını farkedebildiğin için.terinin tuzunu hissetti ve sağ kolunu bırakıverdi yatağın üzerine.sol kolu uyuduğunda düştü ancak 

11 Ağustos 2010 Çarşamba

enselenmek

şu an fark ettim ki çaresizce yakalanan adam gözünüzün önüne geldiğinde ensesinden yakalanmış oluyor ve enselenmek de buradan geliyor olmalı.şu an fark etmedim ki ben aslında çok sıkılmışım.enselenmeden girebileceğim oda ısısında bir kovuk çağırıyor mu çağırmıyor mu beni anlamazken bunu çok da düşünme dedin sen bana.hem çok düşünmek için çok yeni hem de düşünmemen için çok eskiyim.

kafam karışmadı.birkaç duyum hareketlendi ama kaldılar öylece.

şüpheli duyular

6 Ağustos 2010 Cuma

takat


sıcağa rağmen hızlı geçiyordu zaman.televizyon karşısında yüksek atlamanın fiziksel olarak mantığını çözmeye çalıştığım bir başka gecede bavulumu toplayıp gidebileceğim yerlerin sayısının ne kadar çok ama gitmek istediğim yerlerin ne kadar az olduğunu düşündüm.

vazgeçileli ve özlenmeyeli çok olmuştu.o iki, biz üç olup matematiğim şaşalı da.birkaç heykel öpmüştüm kokularını almadan,kokumu vermeden,şımartmadan ve üzmeden.


eriyorum ve dolaba koyduğunda  eski şeklimden başka bir şey olarak düzeleceğim cebinde eriyen bir çikolata gibi

1 Ağustos 2010 Pazar

gölgelerin gücüne gidenler

sıcaktı.vantilatörü gölgeme yöneltmiştim o daha kötü durumdadır diye.zaten ona karşı mahçuptum son zamanlar.gittiğim her yere gitmek istiyor muydu ki? hiç söz hakkı tanımadığım biriydi o.belki de sarışındı.sevdiğim hiç bir kadının gölgesini sevmemiş,babamın gölgesine baba dememişti belki de.koşmak istediğimde durmak istemiş de olabilirdi.acıkmadan kaç kere yemek yedi acaba benim yüzümden?

bunları yazana kadar güneşin iyice ilerlemesiyle büyüyen gölgeme baktım ve fark ettim ki ışığı kapattığım anda özgürdü o.nereye gittiğini ve ne yaptığını da bilmiyordum.vicdan yapmayı bırakıp asıl mağdurun ben olduğuma karar verdim.o özgür kalabiliyordu.


biraz daha büyüdü.